Camdaki Kız


Camdaki Kız

Dürüst olmak gerekirse Gülseren Hanım'ın kitabını merak etmemdeki amaç, “Gerçekten evliya gibi mi bir kadın?” sorusuna cevap bulmaktı. Dizideki (Kırmızı Oda) doktor hanım, kadife sesiyle, hastanın acısını yaşamasıyla hepimizi mest etti. “Yahu Türkiye'de böyle doktor vardı da biz mi delirmedik?” dedim. Dizi adeta bir ütopya gibi. Herkes birbirine çok nazik, dürüst... Aman aman cennetin yedinci katından huriler, nuriler var sanki. Gelen hastalar da tabiri caizse filozof gibiler. Yıllardır edebiyatla uğraşıyorum öyle cümleler kuramam. En nihayetinde baktım diziyle, videoyla olacak iş değil, hemen kitabını alıp okumalı, dedim. Klinik gerçekte nasıl? Gülseren hanım nasıl biri? Bu kitap neyi anlatıyor?

Gülseren Hanım'ın kahve tutkunu olduğu doğru. Kitapta da sürekli kahve içiyor. Gülseren Hanım'ın asistanı Tuna Hanım oldukça toplu, sempatik, saygılı ve çok konuşkan bir kadındır. (şişman, o vücutla takla atar... Gibi tabirler kullanmış doktor hanım) Gülseren Hanım hastaları kabul etmeden önce Tuna Hanım aşağıda izler, analiz eder ve Gülseren Hanım'a iletir. Bu durum hasta hakkında bir ön izlenim kazandırır. Bir gün bir çift geliyor... Tuna Hanım şaşkınlıkla çifti izliyor. Kadın dünya güzeli bir kraliçe, yanındaki adam mafya kaçkını gibi. Tuna Hanım kafasında şekillendirmek istiyor ama ne mümkün? “Bu güzeller güzeli kadınla bu adam ne alaka?” diyor. Kadın adeta yeşilçam filmden çıkmış gibi, yerlere kadar uzanan siyah dantelli etek, elinde yelpaze, saçları bile eski moda. Adam ise kara kaşlı, kara gözlü, kırmızı montlu, iri yarı sakallı bir adam. Kadın, adamı adeta dövüyor. Sinirden çıldırmış halde. Tuna Hanım hiçbir ad koyamıyor bu duruma. Can havliyle Gülseren Hanım'ın yanına gidiyor ve olan biteni anlatıyor. Gülseren Hanım, “Tuna, masal mı anlatıyorsun?” diyor ama gerçekten de görüyor ki hal öyle.
Dünyalar güzeli olan Nalan ve yeraltı adamı olan Hayri. Gülseren Hanım bunu, filmlerde izlediğimiz zengin kız, fakir oğlan muhabbetine benzetiyor. Nitekim biraz da öyle...

Hayri, Nalan'ı kliniğe getiriyor çünkü Nalan, “Beni bırakırsan intihar ederim!” diyor. Hayri, 7 yıllık ilişkisini bitirmek istediğini, artık hayatında bir Laz kızı olduğunu ve ona aşık olduğunu söyler. Nalan bu durumu kaldıramaz. Ve sinir krizleri geçirir... Gülseren Hanım ilk Hayri'yle görüşür. Ve kitapta da belirttiği üzere Hayri'yi pek sevemez. Sürekli kadınları aşağılayan, karşısındaki doktoru dalgaya alan birisidir. Gülseren Hanım direk tanıyı koyuyor. Bu adamda yoğun bir aşağılık kompleksi olduğunu düşünüyor. Çünkü genelde aşağılayan ve hor gören insanlar zamanında çok aşağılanmış insanlardır. (Bu da kitap penceresi tespiti) Hayri, Nalan'la 7 yıldır beraber olduğunu söylüyor. Ve sonra Laz kızıyla tanışıyor ve ona aşık oluyor. Laz kızı ki sormayın elinde tesbihi eksik. Ağzından küfürler eksik olmayan, sabaha kadar rakı içen bir kadın. Üstelik sevgilisi var. Hayri Bey de evli! Gülseren Hanım dinledikçe, “Neyin içine düştüm?” diyor. Laz kızına aşık olan Hayri bey, Nalan'a söylüyor ve Nalan çıldırıyor.
Gülseren Hanım, Hayri'yi dinler odadan çıkartır ve Nalan'ı alır. Bu kadın adeta kuğu gibi. Gülseren Hanım kadının güzelliğine hayran kalır. ‘Tuna gerçekten de doğruyu söylüyormuş’ diye geçirir içinden. Nalan öylesine aşıktır ki onsuz bir yaşam düşünemiyor. Hayri yoksa canıma kıyarım, diyor. Nalan'ın detayına indikçe aslında ne kadar sevgisiz olduğunu okuyoruz. Onu ilk seven birine aşık olmuş bir kadın. Nalan da evliydi ama Hayri'ye aşık olduktan sonra milyarder kocasını boşamıştı. Ama Hayrı eşini boşamamıştır çünkü çocukları vardır. Nalan da hiçbir zaman boşaması için baskı yapmamıştır. Zaten Hayri'nin eşi Türkan da Nalan'ı tanıdığından, Türkan da kuma olayına alışmış... Nalan'ı hiç sorun etmiyor. Hatta Hayri'nin çocukları Nalan'ı seviyor. Böyle bir zehirli döngü, böylesine kara delik bir hayat.

Kitabın en çok beğendiğim kısımları şuralar olabilir,
Gülseren Hanım tedavi sürecinde aslında hastalarına kendilerini sevmeyi, kendilerine saygı duymayı öğretiyor. Kendi başına bir ışık ol, diyor. Nalan hiç sevilmemiş birisi ve biraz sevgi gösteren Hayri, onun peşinden koşunca ona gardını indirmiştir. Aslında Hayri'ye gerçekten aşık mı? O bile şüpheli. Gülseren Hanım diyor ki Nalan'a, “Önce kendini tanı, sonra kiminle bir yaşam sürdüreceğini seç.” O kadar doğru ve yerinde bir tespit ki. Aşk ferman dinlemiyor lakin Gülseren Hanım şöyle diyor,
“Güçlü insan ne demektir biliyor musun? Duygularını gerektiğinde saklayandır.” Gözlerinizi kapatıp, kulaklarınızı tıkayıp, size ve hayatınıza zarar veren bir aşkın peşinden koşarsanız, ne kendinize saygınız kalıyor ne de ilişkiye. Hayatınız uçurumun kenarında, üzerinizde bir kasvet bulutuyla, karamsar halinizle hayatınıza devam ediyorsunuz. İlk başta öncelik her zaman kendimiz olmalıyız.

Unutmamak gerekiyor ki, bir eş sizi rezil de vezir de edebilir. ‘Kader motifi’ dediğimiz kavramı ancak kendi duygularımızı eğiterek değiştirebiliriz. Kızlar genelde babaları gibi bir adama aşık oluyor. Sorumsuz, alkolik, kavgacı bir babası varsa kızlar da öyle adamları seçiyor... ÇÜNKÜ bilinç ona alışmış. Onunla nasıl başa çıkacağını biliyorlar. Ama duygularınızı kontrol ederseniz ve geçmişinizle yüzleşirseniz o zaman kaderin motifi sizin elinizde oluyor.
Nalan ise aşırı sevgisiz büyüyor. Öyle sevgisiz büyüyor ki ne kendisini sevebiliyor, ne de sevginin anlamını biliyor. Kimse Hayri gibi onu sevmiyor. O da haliyle Hayri'ye deli divane aşık oluyor daha doğrusu onu kaybetmekten korkuyor. Hayri ise üç kadını aynı anda yürütüyor. Eşini boşayamıyor, Nalan'a karşı hala duygular besliyor (çünkü Nalan onun ego tarafını okşuyor. Dünya güzeli, milyarder kadın ona baktı sonuçta!) Laz kızı ise Hayri'yi bırakmıyor. Tehditler savuruyor. Hayri çok sıkışmış lakin bunun farkında değil. Okuduğunuzda karmaşık geliyor olabilir ama kitap o kadar akıcı ve o kadar sade bir dille yazılmış ki... Hatta bazı eleştirmenler buna değinmiş. “Böyle kitap mı olur? Edebilikten tamamen uzak... Ne bilim var ne psikiyatri dalına ait bir şey.” diyenler var.

Kitap kalın ama birkaç güne bitecektir. Ben çok keyif alarak okudum. Sadece kurgunun yoğun olduğunu düşünüyorum. Tamamen gerçeği mi yansıtıyor, şüpheli... Onun dışında tam bir çerezlik kitap. “Kitap beni yormasın. Aksın gitsin.” diyorsanız MUTLAKA okuyunuz. Onun dışında yoğun bir verim alacağınızı düşünmüyorum.


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Ophélia'ya Mektuplar

Pessoa'nın sevgiye bir muhtaçlığı olduğunu hissettiriyor. Bazı yerlerde artık saf sevginin değil, kıskançlığın, takıntılığın hakim olduğunu göreceksiniz.

Daha Fazlasını Oku
Sırça Fanus

Zoraki bir edebiyat olduğu bariz ortadadır. Dile gelmeyen kelimeler, eksik cümleler... Filmini (Sylvia) izleyenler hatırlayacaktır, Plath bir türlü yazamaz. Nesnelere dalıp gider sürekli. Yazılara sığınır ama kelimeler de ona sırtını dönmüştür.

Daha Fazlasını Oku