Çingene


Çingene

Okurken çok keyiflendiğim ve ilk sayfalarından itibaren beni içine çeken bir kitaptı. Çok okumak mı? Çok gezmek mi? diye bir soru vardır ya... Aslında en makbulü gezerek okumak, okuyarak gezmek... Lakin tek birini seçme hakkım olsaydı ‘çok okumak’ derdim. Hiçbirimiz 1870'li yıllara gidemeyiz. Hadi varsayalım müzelerde eşyalarını gördük, o zamanki aletleri, kayıkları, takkeleri keşfettik. Lakin o eşyalara sadece bakıyorsak ve içerisini göremiyorsak gezmenin pek bir anlamı yoktur. Kitaplar öyle mi? Ahmet Mithat Efendi öyle bir anlatmış ki karakterleri, kırk yıllık ahbaplarınız gibi tanımış oluyorsunuz. Kitabın ilk sayfalarında karakterlerin fiziksel özelliklerini, daha sonra da hayatlarını kabataslak anlatıyor. “Benim kafam kitap okurken çok karışıyor. Olaya hakim olamıyorum. Konsantrem hemen bozuluyor.” diyorsanız okumaya bu kitapla başlamanın tam zamanı. Hem sapasağlam bir Türk Klasik eseri hem de aşırı keyif, verim alarak okuyacağınız bir kitaptır.

İstanbul'un Haliç'ini anlatmış bu kitaptan sonra Haliç'e eskisi gibi bakar mıyım? Sanmıyorum. Ahmet Mithat Efendi’nin gözüyle bakarım. Denize baktığımda dev ticaret gemileri değil de, 6 kürekçisi olan sandalları görürüm. Kürekçilere on beşer kuruş veren Şems Hikmet Bey'i görürüm. Sırtlarında mandolin, ney, kanun, keman taşıyan arkadaş grubu görürüm. Kağıthane’den Haliç'e giderken Haliç'in daraldığını, yaklaştıkça daha yeşilimtırak bir renk olduğunu görürüm. Eski diyarlara gitmek için zaman makinesine gerek var mıdır bilemem. Ama kitaplar bu iş için biçilmez kaftanlardır.

Ballandıra ballandıra anlattıktan sonra kitabın konusuna gelelim,
Bizim asıl ana karakterimiz olan genç, zengin bir beyfendi olan Şems Hikmet Bey. Bir gün yukarıda bahsettiğim kayıklarda seyahat eden bir çingene grubu görür. Herkes çingeneleri hayıflar, dedikodularını yapar. Çingeneler cahil, yollu, oynak ve kıvırıktır. Aşağılanırlar.

Bir yazarın görevi nedir biliyor musunuz? Standart altı tabakaların elinden tutmak. Toplumu bilinçlendirmek, asıl olanı, doğruyu, iyiliği öğretmek. Ahmet Mithat Efendimiz de tam olarak öyle yapmış. "Çingeneler de insan, özümüzde hepimiz insanız." mesajını vermiştir.

Velhasıl, Şems Hikmet grubun içinden güzeller güzeli bir çingeneye vurulur. Ama bunu kendine yediremez. Paşalar paşası, zenginler zengini, efendilerin efendisi Şems Hikmet Bey, yollu bir çingeneye mi aşık olacaktı? Daha neler! Ama oldu. Öylesine sevdalandı ki, ne uyuyabildi ne yemek yiyebildi. Yollarını takip etti, yollarını gözledi. En nihayeti onu hep görmek için onu evinin hizmetçisi hatta hanımı yapmaya karar verdi. Ama elalem ne der? Görülmüş şey mi?

Çingene kızı Ziba eğitime başlamıştır. Zerafet dersleri alır, giyimi kuşamı değiştirilir, konuşma ve üslup öğrenir. Ama gel gör ki, Şems Hikmet'in annesi bu duruma katiyen izin vermez.

(Bu paragraf spoiler içerir)
"Sen efendisin, o ise çingene! Mayası çingen." Der. Ve işte kitabın sonu olan acı bir olay. Bir ders niteliğinde olması için ve unutulmaması için böyle acı bir sonu uygun görmüş Ahmet Mithat.

Şems Hikmet'e neler olacaktı? Ziba nasıl bir kadın olacaktı? Mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Klasikler bize yeni bir ufuk açar. Açık anlatımı ve akıcı diliyle keyif veren kitaplardır.


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Kumpanya

İçerisindeki üç farklı hikayeden oluşmaktadır. Okurken kafanızda her şey tam oturacak, karakterlerin analizini, eski İstanbul'un halini yaşıyor olacaksınız.

Daha Fazlasını Oku
Küçük Şeyler

Giriş kısmı ve 6 hikayeden oluşur, her biri de birbirinden sürükleyicidir. Tüm hikayelerin altında ise ders niteliğinde anlamlar vardır.

Daha Fazlasını Oku