İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar


İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar

Stefan Zweig’ı birçoğumuz kısa öyküleriyle biliriz. Ama onu en az öyküleri kadar Zweig yapan biyografilerini ve araştırmalarını da unutmamak gerekir. Öykülerinden de anlayabildiğimiz üzere insan karakterini, hislerini okuma konusunda oldukça üstün bir yazardır Zweig. Aynı yeteneğini, biyografilerini yazdığı kişilerin üzerinde de hissettirmiştir.

Zweig, 14 ayrı bölümden oluşan İnsanlığın Yıldınızın Parladığı Anlar eserinde; Cicero’dan Napolyon’a, İstanbul’un fethinden Tolstoy’un son anlarına, Antarktika’nın keşfinden Amerikan başkanı Wilson’un uygulatamadığı ilkelerine kadar dünya tarihinde önemli yere sahip 14 ayrı konuya değinmiş. Alınan 14 farklı karar, gerçekleştirilen 14 farklı eylem, olay... Adına ne demek isterseniz! Bunlardan her biri dünya tarihine hatırı sayılır derecede etki etmiştir.

Bin yıllık Bizans’ın fethedilişini, bize yıllardır anlatılageldiği üzere şanlı bir zafere değil de; açık unutulan bir kale kapısına bağlaması ve Fatih Sultan Mehmet’in şehri yağmalatmaya izin verdiğini söylemesi bende kırgınlıklara sebep olsa da Batılı tarihçilerin bu konuda bizim tarihçilerimizden farklı yazdığını tahmin etmek, zaten çok da zor değil. Zweig’ın bilinçli bir Osmanlı karşıtlığı yaptığını düşünmüyorum. Zira Romalı Cicero’yu anlattığı bölümde; daha ağır sözlerle Cesar’ı, onun mirasçılarını ve dönemin Roma halkını eleştirmiştir.

İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar, bir başka deyişle insanın iradesinin, azminin kırılma ya da direnme anları. Kimisinin kader dediği o anlar... Kelebek etkisiyle dünyayı kasıp kavuran sayısız olay yaşanmıştır. Zweig bunların arasından kendince önemli gördüğü 14 tanesini seçmiştir. İki dünya savaşı görmüş, hayatı boyunca barışı ve hümanizmi savunmuş olan yazar, bu 14 olayı seçerken hayal ettiği dünyanın etkisinde kaldığı açıktır.

Zweig her fırsatta Birinci Dünya Savaşını eleştirmiş, ikincisinin çıkmaması için de kalemiyle sonuna kadar savaşmıştır. Barışın Avrupa’dan doğacağına olan inanan ve bu inancını her geçen gün daha da yitiren Zweig, her fırsatta sömürgeci düşünceyi eleştirmiştir. Yine bu kitabında da Amerika’nın keşfedilmesinden sonra kıtanın zenginliklerini elde etmek uğruna gerçekleşen kıyımları sert bir dille eleştirmiştir. Antarktika’nın keşfini anlatırken; bir yandan bu keşfe önderlik eden Avrupa ülkeleriyle övünürken, diğer yandan yeni bir menfaat savaşının başlamasından duyduğu endişeyi hissettirmiştir.

Zweig’ın dünya görüşünden birçok parça bulacağınız bu mini tarih kitabı tadındaki romanı okumanızı, bu konular ilginizi çekiyorsa tavsiye ederim. Tavsiyelerimi sunar bol kitaplı günler dilerim.


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Körlük

José körlüğü o kadar derin anlatmış ki, adamın yaşadığı çaresizliği, acıyı bizzat yaşıyoruz. Körlük kitabının diğer kitaplardan bir diğer farkı ise şudur;

Daha Fazlasını Oku
Babaya Mektup

Kitabını babasına söyleyemediklerini, söylemeye cesaret edemediklerini yazıyor. Babası, Kafka'nın hep yardıma muhtaç biri olduğunu düşünür.

Daha Fazlasını Oku