Bir İdam Mahkumunun Son Günü


Bir İdam Mahkumunun Son Günü

Oldukça hümanist bir anlayışla yazılmış bu kitabın, dönemin şartlarına göre oldukça cesur ve modern düşüncelerle kaleme alındığını rahatlıkla söyleyebilirim. 1832 yılında, idamlara yönelik yaptığı uzun eleştirinin de yer aldığı kitap ne yazık ki yazarın istediği amaca ulaşmamış, Fransa’da idam Hugo’nun ölümünden neredeyse 1 asır sonra kalkabilmiştir.

Aslında 1830 yılında darbe girişiminde bulunan 4 bakanın idamını engellemek için geçici süreyle kaldırılmıştır ancak daha sonra ne acıdır ki; günü kurtarmak adına yapılan bir yasa değişikliğinden öteye gidememiş ve giyotin sehpaları bakanları kurtardıktan kısa bir süre sonra tekrar gelmiştir.

Sert bir dille eleştirdiği idam yasası ve savunucularını, türlü gerekçeler sıralayarak bu kitapta mağlup etmiştir Victor Hugo. Onların neden idam istediklerini de maddeler halinde sıralayarak, her bir maddesini kendince çürütmüştür. Çürütürken de bir bölümde; Fransa’dan daha az gelişmiş olarak gördüğü Rusya ve İspanya’ya da dil uzatmayı ihmal etmemiştir: Victor Hugo, idam cezası, kendi gelişmiş medeniyetlerinden ve ‘uygarlaşmakta olan’ Osmanlı’dan uzaklaşıp; barbar toplumlara, medeniyetin birkaç basamak altındaki Rusya ve İspanya’ya yerleşsin diyor (Önsöz son sayfa). Tabi burada yazarın maksadının bahsi geçen ülkelerde ‘idamın yaygınlaşmasını istediği’ anlamını çıkarmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Kendi ‘yüksek’ medeniyetlerine idamı yakıştırmadığını, böyle bir karşılaştırma yaparak söylemeyi tercih etmiş Hugo! Tüm kitap boyunca yazdıklarındaki samimiyetine inandığım yazarın, bu idamı sınıflaştıran cümlesini, ne amaçla söylerse söylesin; doğru bulmuyorum. (Osmanlı’yı bu sınıfın dışında tutmuş olması da ayrıca dikkate değer bir noktadır.)

Yazar, kitabının yayınlandığı ilk dönemlerdeki baskıyı daha iyi anlatabilmek adına, tiyatro vari kısa bir diyaloğu da önsöze dahil etmeyi ihmal etmemiştir. Böyle bir kitabın yazılmasını hazmedemeyen, kitabın ne denli bir akıl tutulmasıyla yazıldığını tiksinerek anlatan bir elit tabakanın diyaloğudur bu bölüm. Gerçekten de “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” yazıldığı dönemde oldukça zor kabul görmüş bir eserdir. Yazarın üstündeki eleştiriler o kadar ağırdır ki, ilk baskılarda isimsiz olarak yayınlamayı tercih etmiştir.

Gelelim kitabın kurgu kısmına;
Bu kısımda ise daha çok idam mahkumunun duygularına yer veriliyor. Onu bu duruma getiren koşullar, çocukluğundaki anılar hatırlanıyor. Tam 6 hafta boyunca ‘prosedür’ gereği hakkında verilen idam cezasının onaylanmasını bekliyor. Tarihini bildiğiniz bir ölümü beklemek bu...

İdam edileceği meşhur Greve meydanını ve onunla için hazırlanan giyotini görüyor. En çarpıcı ve belki de en acısı ise halkın bu idamları birer panayır havasında izliyor olması. Gerek halk gerekse tutsak edildiği hapishane çalışanları için bir kişinim idam edilmesi sıradan bir durum haline gelmiş biçimde tasvir ediliyor. Yaşananların sıradan gelmediği ise tek bir kişi var; o da mahkum...

Geçimini zor sağladığını söyleyen bir jandarmanın ‘idam edileceklerin piyangoyu önceden bildiğini’ söyleyerek mahkuma piyango numaralarını sorması gibi örneklerle de; idamlara insanların ne kadar duygusuzca yaklaştığını anlatmaya çalışıyor Victor Hugo.

Acı dolu, duygu yüklü bir anlatım, bir hikaye. Binlercesi arasından kaleme alınmış bir mahkumun hikayesi. Sürükleyici ve sizi hüzünlendirecek bu kitabı okumanızı tavsiye eder, bol kitaplı günler dilerim.


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Romeo ve Juliet

Shakespeare'in Romeo ve Juliet kitabı ilk olarak 1597 yılında basılmıştır; lakin bu basım yanlışlarla doluydu, kısaltılmıştı.

Daha Fazlasını Oku
Babalar Ve Oğullar

Orijinali ''Babalar Ve Çocuklar'' olan kitapta yoğun bir kuşak çatışması vardır. Bunun yanısıra evrensel ideolojileri konu edinmiştir. 1862'de yayımlanmıştır.

Daha Fazlasını Oku