Hidayetname


Hidayetname

Sadık Hidayet... Benden önce yaşamış olmasına üzülüyorum. Kalemime, zihnime en yakın olan yazardır. Bazen öyle tesadüfler oluyor ki, “Bunu ben yazmıştım.” diyordum ama Sadık Hidayet yıllar evvel yazmış oluyor...

Onca yazarın onca kitabını okumuşumdur ama hiçbirine Hidayet’e bağlandığım gibi bağlanamadım. Çoğu kitaplarını okudum, araştırdım. Tabi en öne çıkan 'Kör Baykuş' eseri olsa da diğerlerinin de her biri kanımca şaheser niteliğindedir.

Ruhsal bunalım ve akıl bozukluğu yaşayan çoğu insanın geçmişinde yoğun travmatik olaylar olur. Sadık Hidayet’te böyle bir durum söz konusu değil. 5-6 yaşlarına geldiğinde bir anda içine döner, asosyal bir kişilik olur. Pek yoksulluk çekmemiştir hatta o dönemin en iyi okullarına gitmiş, eğitimler almıştır. Bu durumdan da bir süre sonra sıkılmıştır. Ailesiyle bağını kopardığı gibi yavaş yavaş eğitim ve okulla da bağını koparmaya başlamıştır. Okulun istediklerini okula vermiyor, hep kendi istediklerini okuyor ve yazıyormuş. Ömer Hayyam'ı incelerken ise dini olarak kafası büsbütün karışmıştı. Buda ve Zerdüş'ü araştırmaya yöneldi. Sadık Hidayet kendinde bir ruhun bulunduğunu kabul etmiyordu. Kendini bir ölü gibi hissediyordu. ‘Diri Gömülen’ kitabında da yorumladığım gibi, sürekli ölüm hikayeleri yazıyor sürekli ölümden bahsediyordu.

Daha sonrasında üniversite hayatında hiçbir mesleğe, hiçbir bölüme ait hissedemedi. Hiçbir meslek yazı yazmak kadar onu heyecanlandırmıyordu. Bütün hayatını sanata adadı.

Usta yazar kadınlar, bir erkeğin kalemiyle yazabiliyor. Usta yazar erkekler, bir kadının hisleriyle yazabiliyor. Sadık Hidayet ise bir köpeğin, bir eşeğin hisleriyle duygularıyla yazabiliyor. Birçok öyküsünde hayvan diliyle, hayvanların ağzıyla konuşuyor. Hidayet o denli hayvanları seviyordu ki ölene kadar vejeteryan kalmıştır. Hz. Ali'nin söylediği söz (Midelerinizi hayvan mezarlığı yapmayın.) Sadık Hidayet'te büyük etki bırakmıştır.

Bu kitabını diğerleri gibi çok akıcı okumadım. Nedeni ise 33 sayfadan sonra tiyatrovari bir havada olması. Oldum olası piyes gibi yazılan kitapları sevemedim. Sadık Hidayet'in hatrı var diye hepsini okudum lakin, çok akıcı ve berrak bulamadım. (Kitap çıktığı yıllarda pek tutmamış zaten.) Kitabın ilk öyküsü, 'Bir Eşeğin Ölüm Vakti Hal Diliyle Söyledikleri'. Dediğim gibi bir eşeğin ağzıyla yaşadıklarını anlatıyor. Ölmek üzere olan bir eşek ne hisseder onu yazıyor. Çok farklı bir bakış açısı olmakla beraber bu kadar ince, hassas ruhun çektiği acıyı da okuyoruz. En etkilendiğim yer ise, Bir çocuk eşeğin yanına geliyor. Eşek ona su verecek, sevecek sanıyor ama çocuk taş atıyor. Sonrasında eşek, “Ne kadar çabuk ölürsem, ebedi adaletin önünde bu acımasız tirandan intikamımı o kadar çabuk alabileceğim...” der. Bu cümle bile Sadık Hidayet’in ölümü ne kadar arzuladığının bir göstergesi olarak yorumluyorum. Tavsiyelerimi sunar bol kitaplı günler dilerim.


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Bir Ömür Nasıl Yaşanır?

Sabah depresif ve içinizden bir şey gelmeyerek uyanıyorsunuz. Zor değil, başucunuza koyun ve günlük 10'ar 20'şer sayfa kadar okuyun. Bir hareket isteyeceksiniz hayatınızda. Bir plan. Bir hedef.

Daha Fazlasını Oku
Parasız Yatılı

Sait Faik Abasıyanık ödülünü ilk almış kadın yazarımızın kitabıdır. Asıl adı; Feruze Çerçi. Neden ödül aldığını anlamadığım bir kitaptır.

Daha Fazlasını Oku