Uyusana Tosunum


Uyusana Tosunum

Gülmece yazarımız Aziz Nesin'in yüzlerce öyküsü içerisinden seçtiği seçmece öykülerdir. Ana tema 'çocuk'lardır.
Hatta o kadar seçmece olmuş ki, kitabın ilk kısmında kendi çocukluğunu, gençliğini de yazmış. En çok beğendiğim öykü Aziz Nesin'in doğumu olsa da diğerlerine de haksızlık edemem. Üstelik sadece güldürmek veya öykü değil mevzu. İçerisinde “Bir çocuğa nasıl yaklaşmalıyız? Nasıl eğitebiliriz?” gibi soruların cevapları da mevcuttur. Görebilene...
~
Aziz Nesin'in gerçek adı Nusret'tir. Neden Aziz ismi olduğunu da anlatıyor. Çok boğmadan bu çocuk kitabının yazarı, çocuk Nusret Nesin'i anlatayım:
Fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Heybeliada'da zenginlerin yaşadığı meskende yaşamışlardır. Babası orada bahçıvanlık yaparak geçimini sağlamayan Nesin; “Zenginler, yoksullar olmadan yaşayamaz.” diyor. Ama sonuna da şunu ekliyor,
“Zengin ve soylu bir aileden gelmediğim için çok şanslıyım.”
Genç yaşta annesini kaybetmiştir. Ve babasına ‘Yazar olmak istiyorum.’ demiştir. Babası da her Türk ailesi gibi, 'Sana para getirecek, düzgün iş bul!' demiştir. Ve nihayetinde Nusret, o dönemin şartlarıyla kendisi için en uygun olan Harp Okulu’na istemeye istemeye girer. O zamanın koşullarında, parasız okuyabilecekleri yalnızca askeri okul vardır. Nusret ise bu duruma şöyle diyor, 'Elime kalem alacaktım, tüfek verdiler!'
~
Daha sonrasında adının ve soyadının hikayesini anlatıyor. Soyadı kanunu 1934 yılında ortaya çıktı. Ve herkes kendi soyadını kendisi seçmekteydi. Bu ne demek oluyordu biliyor musunuz? Tüm insanların bütün gizlenmiş aşağılık duygularınortaya çıkacaktı. Nusret bu duruma,
“Dünyanın en cimrileri 'Eliaçık',
Dünyanın en korkakları 'Yürekli',
Dünyanın en tembelleri 'Çalışkan' gibi soyadları aldılar.
Kendime 'Nesin' soyadını aldım.
Herkes 'Nesin?' diye çağırdıkça, ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.” diyor.
Ve 1937 yılında subay oldu Nusret. Yani bir Napolyon... Her yeni subay kendini Napolyon sanar. Bir nevi bulaşıcı hastalıktır. Hastalığa kapılan subaylar, birçok emek ve tehlikeli uğraşmalar sonucu yenilgiye uğrarlar.
Velhasıl, Nusret 22-23 yaşlarında iken hikaye yazarlığına başlar. O zamanlar gazetelerde yazan askerlere çok iyi gözle bakılmadığından Nusret kendisine Aziz ismini takar. (Babasının ismi)
Daha sonra askerlikten zor bela çıkar. Geçimini sağlamak için türlü türlü işler yapsa da hiçbirinde başarılı olamaz. (Yazarlar böyledir...) Ve sadece yazmaya başlar...
~
İşte bir Aziz böyle doğdu. Bununla bitti sanmayın. Yazdığı yazılardan dolayı uzun süreler hapis yattı. Bunu da kendi mizahıyla şöyle açıklıyor, “Zayıftım. Cezaevlerinde yata yata şişmanladım.”
Ama cezaevinde yatması önünü kesmedi. Sayısız basımlar yapıldı, yüzlerce öykü, hikaye yazdı ve onlarca ödül kazandı. 200’den fazla takma adla gazete ve dergilerde yazmaya devam etti. Yılmadı, yorulmadı. Ömrünün son anına kadar yazdı. Türkiye'nin her halini ve her insanını gördü tanıdı, onları yazdı. Zorla eline aldığı tüfekten çok daha fazla yararı dokundu o kalemin. Tüfeğinin yapamadığı, başaramadığı şeyleri kalemi yaptı. Kitaplar çıkardı. Kitapların bütün gelirlerini vakfına verdi. Yoksul, yetim, öksüz çocuklarına adadı. Çok taşladık, çok örseledik, öldürmeye kalktık Aziz Nesin'i... İnançsız diye... Doğruları söylüyor diye... Halbuki o dindarların uyguladığı dini fazla fazla uygulayan, insan gibi yaşayan bir adamdı.
İster ateist, ister hain olsun. Aziz Nesin, insandı... Ve Aziz Nesin'in bir kitabını alıyorsanız, o gelirler hala Aziz Nesin'in çocuklar için kurduğu vakfına gitmektedir. Mekanın cennet olsun. İyi ki bu topraklarda yaşadın.


Bunlar da İlginizi Çekebilir



Benim Hüzünlü Orospularım

Hatta iki kere de ödül almış. Biz bunu önyargıyla okuduğumuzda ''Püh sana'' deriz ama o şöyle diyor;

Daha Fazlasını Oku
Bakire İle Çingene

Yvette hep tekdüze, sıradan insan gördüğü için bu özgür ruhlu adam ona çok cezbedici gelir.

Daha Fazlasını Oku