Felsefenin Verdiği İlk Şehit


Sokrates ve Eşi Xantippe

(Sokrates ve Eşi Xantippe)

Felsefe denildiğinde akla ilk gelen isim Sokrates’tir... Peki Sokrates'i diğer filozoflardan ayıran özellik neydi? Felsefeyle ilgilenen, ilgilenmeyen herkes 'Sokrates' ismini duymuştur. Bir filozof ismi nasıl felsefe dünyasının markası haline gelir? Sokrates'i yazmaktaki amacım felsefeyi öğretmek değildir. Çünkü felsefe öğrenilecek bir şey değil, sorgulanacak şeydir. Günümüz filozofu Nigel Warburton Felsefenin Kısa Tarihi adlı kitabının birinci bölümünde şöyle diyor,
“Atina'da 2400 yıl önce bir adam, çok fazla soru sorduğu için ölüme mahkum edildi. Ondan önce de filozoflar vardı, ama Sokrates'le birlikte şahlandı. Felsefe'nin koruyucu azizi varsa, o olsa olsa Sokrates'tir.”

Yazıya başlamadan önce gözünüz korkmasın. Ben felsefenin marjinal sözcüklerini yazmayacağım. “Felsefe nedir?” diye soru sorup arkasından binbir çağı, ana maddeleri, felsefenin alt dallarını anlatmayacağım. Çünkü asıl felsefe bunlardan hiçbiri değildir. Bu bilgilerin bize hiçbir katkısı yoktur. ‘Tüm filozofların hepsi aynıdır’ demek doğru olmasa da hepsinin tek bir gayesi vardır... Yaşamı bulmak, kendini keşfetmek. Oysa bize öğretilen felsefe yüzü asık adamlar, Antik Çağın nara atan öğretmenleri, uzun sakalları ile berduşa benzeyen halleri, ateist ve pek bir şeye inancı olmayan öcülerden ibarettir.

Ama...

Bir gün Nietzsche yolda yürürken yürümeyen atını harekete geçirmek için kırbaçlayan faytoncuyu gördü. Zavallı at o kadar bitkin ve halsizdi ki... Ama sahibi hiç durmadan kırbaçlıyordu. Nietzsche bu acıya dayanamamıştı. Hızlıca atın yanına gitti, ona sarıldı ve ağlamaya başladı. Görgü tanıkları, ata birkaç cümle mırıldadığını söylediler. Ama kimse ne söylediğini anlamadı. Nietzsche o olaydan sonra yataklara düştü... Aklını kaybetti. Ağzını bıçak açmadı. Üstelik Nietzsche ateist değildi. Çoğu inançlıdan çok daha büyük bir inanca sahipti. (Bu konunun araştırması da ayrıca gelecektir.)

Bu adama hepimiz, “Ateist! Bıyıklara bak. İnançsız bu herif.” diyoruz.

“Acı duyabiliyorsan canlısın. Başkasının acısını duyabiliyorsan, insansın.” -Tolstoy

Ama...

Hedonizmi (Hazcılık) savunan Epikuros, aslında hazdan oldukça uzak bir filozoftu. Sadece arpa ekmeği ve meyveyle besleniyordu. Şarap içmez, cinsel ilişkiye karşı çıkıyordu. Çünkü onun için ruhun hazzı önemliydi. Manevi dinginliğe ulaşıp, dünyevi zevklerden uzak kalmaktı onun amacı. Bu da ancak bilgiyle olurdu.

Bu adama hepimiz “Zevkine düşkün. Delirmiş. Hazzı seven biri...” diyoruz.

Ama...

“Sayıların Babası” olarak bilinen Pisagor'u sadece matematikle uğraşmış, sayılarla kafayı bozmuş birisi olarak nitelendiririz. Hatta matematikte ortaya koyduğu bir teoremden dolayı düşman bile oluruz. İnançla pek bir alakası olmadığını düşünürüz. Ama onun başka bir teorem daha attığını biliyor muyuz? Pisagor'a göre ruh göçer... Ve ölümsüzdür. Pisagor bunu reenkarnasyon olarak adlandırsa da aslında yeni bir dünyanın varlığına inanıyor, yaptığımız iyilik ve kötülük kadar dirileceğimizi anlatıyor. Sadece bunlar değil... Matematikçi Pisagor müzikle tedavi çalışmalarıyla da tıbba katkıda bulundu. Müziğe aşıktı. Demem o ki... İnsanlar tanındığından ve öğretilenden çok daha farklıdır. Filozof serisi bu şekilde gider.

Biraz da olsa önyargıyı yıktıktan sonra asıl konumuz, noktamız Sokrates'e geri dönelim.

Anlatacağım tüm bilgiler Sokrates'in kaleminden değildir. Çünkü Sokrates ömrü boyunca (bir şiiri hariç) yazı yazmamıştır. Onun yaverleri, öğrencileri Sokrates'i yazmıştır. Ve bugünlere kadar bu bilgiler gelmiştir. Söz uçar, yazı kalır...
Başta Platon ve Xenophon olmak üzere, Antisthenes, Aristippus ve oyun yazarı olan Aristophanes, Sokrates'in yaşamı hakkında yazmıştır. Araştırmamı da onların yazmış olduğu yazılar, kitaplar üzerinden yaptım.

Sokrates Doğumu

Sokrates'in doğum tarihi kesin değildir. Diogenes Laertius'a göre (Eski Yunan felsefesini anlatan biyografi yazarı) Atina Festivalinin altıncı günü doğmuştur. Çağdaş kaynaklara göre bu hesap, M.Ö 470 ila 469’da doğduğunu gösterir.

Sokrates Alopeke'de doğdu. Babası Sophroniscus bir heykeltıraş ve taş ustasıydı. Annesi Phaenarete ise ebeydi. Sokrates'in evliliği hakkında net bilgiler yoktur lakin Platon'un dediğine göre kendisine üç çocuk veren Ksantippi ile evliydi. Ksantippi, Sokrates'ten epey küçük bir eştir. (40 yaş kadar küçük olduğu söyleniyor.) Çocuklarına ve evine bağlı lakin çok fazla sinirli, dırdırcı ve kurnaz bir eş olarak biliniyor. Bir zamanlar kocası Sokrates'e öyle sinirlenmiş ki kafasına sandalye atmış...
Sokrates neden filozof oldu? dediğimizde herkes farklı cevaplar verebilir. Ama Sokrates filozof oluşunu şöyle anlatıyor,
“Elbette evlenin. Kendine iyi bir eş bulursan, sonsuza kadar mutlu olacaksın. Ama şans eseri benim Ksantippi gibi biriyle karşılaşırsan o zaman filozof olacaksın.
Sokrates evinde pek mutlu olmadığından mıdır bilinmez, kendini sokaklara atardı..
İnsanlarla sürekli sohbet eder, onlara bilmece kıvamında zeka soruları sorar, sürekli dolaşırdı.


Sokrates Büstü

(Sokrates Büstü)

Sokrates'te tıpkı babası gibi taş ustasıydı. Ama bu işi bırakır çünkü kendisini, en önemli meslek olarak gördüğü şeye, felsefeye hayatını adayacaktır.

Bir süre sonra Atina'da oldukça tanınır hale geldi. Haliyle herkesin dikkatini çekiyordu bu basık burunlu, patlak gözlü, sarkık dudaklı ve göbekli adam. Yalın ayakla gezer ve adeta bir ermiş edasıyla pazarda, tüccarlar arasında, sokakta dolaşırdı. Adeta gençlere öğretmenlik yapardı ve sofistler gibi ücret de almazdı, kabul etmezdi. Çünkü kendisinin bilge olmadığını düşünüyordu. “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” sözü de buradan gelmektedir. Ama Delfi tapınağındaki kahin, onu Yunanlıların en bilge kişisi ilan eder.

Ama o yine de hiçbir şey bilmediğini savunuyordu. Sokrates'in felsefesi, sorgulamaktı. “Sorgulanmayan yaşam, yaşamaya değmez.” diyordu. Onun felsefesi, sorgulamaktı. Sorgulayarak doğru da bulunurdu, yol da bulunurdu. İnsan sorgulayarak kendini bulurdu. Sorguyla evreni çözerdi. Trajik bir ölümü olan Sokrates'in inancı hala tam olarak bilinmemektedir. Platon tarafından yazılan yazılar vardır, lakin Platon tarafından deforme edilmiş veya günümüze gelene kadar değiştirilmiş olabilir. Çoğu bilim adamı ise Sokrates'in tek tanrıya inandığını savunuyor. Halbuki idamının sebebi, gençleri yolsuzluğa, sapkınlığa sürüklemesi ve Yunan halkının tanrılarına inanmamasıydı. 'Tanrılara' inanmıyor. Çünkü Sokrates için tek bir Tanrı vardı... Sokrates'in felsefi inançları Atinalı arkadaşlarının inancıyla zıt düşüyordu. İşin doğrusu ise benim kanımca şöyle: Sokrates, tabiri caizse Atina'da kendini peygamber ilan etmişti. Atina'ya kendini “İlahi bir elçiyim.” diye tanıtır olmuştu. Bazıları için bu alay konusu olsa da bazıları bu durumdan gerçekten rahatsızlık duyuyordu. Bu aşırı sorgulaması aslında onu bir nevi manevi yönelime itti. Xenophon'a göre Sokrates, Tanrı'ya o kadar inanıyordu ki, Tanrı bu dünyadaki her şeyi belli bir ölçüyle yaratmış çok yüce bir varlıktı. Sokrates Atina'nın Tanrılarına inanmadığı için idam edildi. Çünkü Sokrates'in tek bir yüce Tanrısı vardı. Ve bu düşüncesinden son nefesine kadar vazgeçmedi. Sokrates sadece dini görüşünden dolayı da idam edilmedi.

- DAVASI VE İDAMI -

Sokrates, Peloponez Savaşı esnasında Atina'nın demokrasi biçimine karşı çıktı. Bu siyasi iç çatışmada insanlar, Sokrates'i bir anarşist gibi gördü ama Sokrates'in askeri hizmetini görmedi. Peloponez Savaş'ında görev alan Sokrates, yüzlerce kişinin öldüğü çatışmalarda hayatta kalmayı başarmış ve yiğitçe savaşmıştır. (Alcibiades Sempozyum)

Bilim insanı Robin Waterfield'a göre Sokrates'in bir suçu yoktu. Gönüllü bir günah keçisiydi ve Atina için savaşın yenilgisinden sonra bir arındırıcı çareydi. Sokrates cesurca savaştı, ülkesini savundu lakin sivri dilinden dolayı, sorgulamayı hep dışarıya aktardığı için bir nevi kendi sonunu hazırladı. Ama konuşmaktan, sorgulamaktan korkmuyordu. Ölümünü kendisi tercih etti. Kaçmayacaktı çünkü ölüm onun için bir başlangıçtı. Yargıçlar tarafından idam kararı verildiğinde Sokrates'e kendisini savunması için hak verildi. Şimdi her okuduğumda içimi ürperten; erdem, saygınlık eseri olarak gördüğüm o konuşmasına değinelim.


Sokrates Ölümü

(Sokrates Ölümü)

SOKRATES'İN SAVUNMASI ve ANALİZLER
(Sokrates'in Savunması kitabından alıntılardır.)

Sokrates idam kararından sonra ağlayan arkadaşlarına döndü: “Kaygılanmayın... Gömdüğünüz sadece bedenimdir.” dedi.

Buradan yine anlıyoruz ki Sokrates'in dinsiz olma gibi bir ihtimali yoktur. Çünkü ruhun varlığını sürdüreceğine dair inancı vardır.

“Söylediklerinin tek bir kelimesi bile doğru değil. Tanrı'ya inanmıyormuşum! Suçlamalar arasında beni en korkutan tek şey bu iddiadır. Beni yıllardır bir sürü farklı şeylerle suçladılar.”

Zaten bizatihi dinsiz olmadığını da böylece itiraf etmiştir.

“Atinalılar! Size doğruyu söyledim. Önemli ve önemsiz bilmeniz gereken bütün her şeyi anlattım. Biliyorum ki söylediklerimin basitliği ve sadeliği yüzünden benden nefret ediyorlar... Ama ben doğru yoldayım. İnamıyorsanız, siz de benim gibi araştırın.”

Doğruyu bulmanın, kendini keşfetmenin cesareti.

-İDAMA YAKLAŞMA VE SON SÖZLER -

“Atinalılar! Size saygım ve sevgim var ancak, ben size değil, Tanrı'ya teslim olurum. Ömrüm ve gücüm oldukça da iyi biliniz ki felsefe ile uğraşmaktan, karşıma çıkan herkesi buna teşvik etmekten, felsefeyi öğretmekten vazgeçmeyeceğim. Başka birinin hayatını haksız yere yok etmek büyük bir kötülüktür.”

Son nefese kadar felsefe...

“Ben, gençleri yoldan çıkarıyorsam, hala da buna devam ediyorsam, şimdiye kadar yaşı ilerlemiş olanlar, gençliklerinde kendilerine kötü öğütler verdiğimi fark eder etmez ortaya çıkararak beni mahkemeye verirlerdi. Bunu yapmak istemeseler bile yakınlarından biri babaları, kardeşleri veya akrabaları söylerdi. Suçluyorlar ama tanıkları yok.”

Sokrates, sokaklarda sadece gezer, tombul ve yalın ayaklarıyla herkesle sohbet ederdi... Ücretsiz bilgiler öğretir ve zeka soruları sorardı.

“Ben Tanrı'nın varlığına beni dava edenlerin inandığından daha fazla inanıyorum! Bundan dolayıdır ki davamı gerek benim, gerek sizler için en iyisi olacak şekilde sonuçlandırma işini hem size hem de Tanrı'ya havale ediyorum.”

Sokrates'e ahlak bekçiliği yapanlar, Sokrates kadar inancı olmayan kişilerdir.

“Beni ölüm değil, haksızlık korkutur. Ben bu cezadan memnunum onlar da cezalarına boyun eğsinler. Herhalde böyle olması alınyazısıymış... Böylesinin iyi olduğuna inanıyorum.”

Sokrates'in kadere inancı.

“Ölümden korkmayınız! Şunu biliniz ki iyi bir insana, ne hayattayken ne de öldükten sonra hiçbir kötülük gelmez. Ben ölmeye, siz yaşamaya...”

SOKRATES'İN SON İSTEĞİ

“Ancak sizden tek bir şeyi rica ediyorum. Eğer çocuklarım büyüdükleri zaman, erdemden çok zenginlik veya herhangi bir şey için çabalayacak olurlarsa, ben sizinle nasıl uğraşmışsam, siz de onlarla uğraşın. Cezalandırın. Hiçbir şeye yaramadıkları halde, kendilerini bir şey zannederlerse, ben size nasıl itiraz etmişsem ve engellemeye çalışmışsam siz de onlara öyle davranın.”

Son isteği çocuklarının erdemliğin, bilgeliğin peşinden koşmaları... Soyunu devam ettirme korkusu değil, erdemsizlik, kötü bir insan olma korkusu.

SON

“Artık sizlerden ayrılma zamanımın yaklaştığını biliyorum. Ben ölmeye, siz yaşamaya... Sizce hangisi daha iyi? Hiç kuşku yok ki bunu ancak Tanrı bilebilir.”

Baldıran zehri hazırlandı. Sokrates'e verildi. Zehri veren: Fazla bir şey yapman gerekmez. İçtikten sonra bacaklarında bir ağırlık duyuncaya kadar gez, sonra da uzan, yat. Etkisini gösterir. Crito, kaçırma fikrini öne sürdü. Platon ve Xenophon rüşvet verip Sokrates'i bu dertten kurtaracaklardı ama Sokrates bunu red etti. Namuslu ve doğru bir hayat yaşamıştı. Doğru bildiği gibi ölecekti. Ve onu suçlayanlara büyük bir suç bırakıp gidecekti. Ölümden korkmuyordu çünkü Tanrı'nın orada bir yerde onu karşılayacağını biliyordu.

Sokrates bir saniye bile düşünmeden son damlasına kadar zehri içti... Bir zehir içtikten sonra yavaş yavaş, ölümü hissederek öleceğinizi düşünsenize. Ve tek düşündüğünüz evlatlarınızın bilgeli ve erdemli olma isteği.

Sokrates bu dünya için çok çaba göstermiş bir filozof. Son nefesine kadar felsefeden uzaklaşamadı. Çok düşündü, kendi doğrusunu buldu. O doğrudan bir an olsun şaşmadı. Tanrı'yı hissediyordu ve hatta onunla konuştuğunu söylüyordu. -Çok inançlı biri de dışarıdan dinsiz gibi gözükebiliyor.- Kimse ne demek istediğini, nelerden bahsettiğini sorgulamadı. Çünkü öylesine bir tabu vardı ki, o tabuların dışına çıkarsa ya kafirdi ya deli. Sokrates'in adı ikisine de çıkmıştır. Ama Sokrates ne kafirdi, ne de deli. Sokrates, bu dünyanın göreceği en inançlı, en onurlu ve en alçakgönüllü filozofuydu. Bilge olmasına rağmen “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” diyen bir filozof. Toplumun gözünü açmak istedi. Onları düşünmeye, inanca, erdemliğe itmek istedi. İnançlı öğretmenlerin yüksek ücrete yaptığını Sokrates dükkan geze geze ücretsiz yaptı. Ama onlar Sofu oldu, Sokrates kafir...

Yazıma girişte filozofların nasıl insanlar olduklarından bahsettim. Sokrates'i sakın unutmayın. Bir gün karar vermeniz gerekirse erdemliği, onurunuzu seçin. Sokrates'in de dediği gibi “İyi bir insanın başına ne hayattayken ne de öldükten sonra hiçbir şey gelmez.” Ve sorgulayın. Sokrates zehri içtikten sonra ne düşündü? Sokrates'in bıraktığı mirası düşünün. Erdemi, ahlakı, arlığı düşünün. Sorgulayın. Ancak böyle bulabilirsiniz kimliğinizi. Ancak böyle dik durabilirsiniz yaşama karşı. Başka türlüsü güç. Boş çuval dik durmadığı gibi, gelen giden de bildiklerini atar. Çöp olmayın.
Felsefenin birinci sorusu, ''Evrenin ana maddesi nedir?''
Bana kalırsa evrenin ana maddesi, doğanın kanunu, yaşamın kendisi ''inançtır.'' Böyle dediğinde çok dindar durur insan, lakin inançsızlar da hiçbir şeye inanmadığına inanıyorlar. Felsefeyle kalın...


Sokrates son sözlerini derken

(Sokrates son sözlerini derken)


Bunlar da İlginizi Çekebilir


Frida Kahlo'nun Hayatı

O kadınlarla da sırf bu yüzden beraber olmuştu. Diego'nun değdiği vücuda kendisi de dokunmak istiyordu. Çünkü Diego'nun eli değmişti...

Daha Fazlasını Oku
Türk Musikisinin Yüzü Selahattin Pınar

Selahattin Pınar bu duruma daha fazla dayanamaz, ceketini alır ve son sözünü söyler; “Bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız!”

Daha Fazlasını Oku
İntiharın 4 Hali - Bölüm 1 (Virginia Woolf)

Eşine ve kardeşi Vanessa'ya intihar notu bıraktı ve ceketinin ceplerine taşlar doldurdu, evinin yakınlarındaki Ouse Nehrine gitti, kendini suya bıraktı.

Daha Fazlasını Oku