Türk Musikisinin Yüzü Selahattin Pınar


Selahattin Pınar

(Selahattin Pınar)

Selahattin Pınar, Türk Klasik Musikisinin en bilindik ismidir. Onun bu kadar bilinmesinin altında yatan sebebi, aşkla, sevgiyle, tutkuyla ve bitmek bilmeyen bir inanışla müziğini icra ediyor olmasıydı. Bu öyle bir aşktı ki kimseyi gözü görmedi ve ailesini dahi karşısına aldı.

Babası geleneksel bir kafa yapısına sahipti. Oğlunun 'çalgı çengiyle' değil, ticaretle uğraşmasını istiyordu. “Gerçek bir işin olsun.” diyordu. Selahattin Pınar, babasının bu tavrına karşı gelmiştir ve 12 yaşındayken Udi Sami Bey'den ud dersleri almaya başlamıştır. Daha sonra bu ufak çaplı çalışmaları, ileri seviyelere taşıdı. Selahattin Pınar çabuk kavrayışı ve yeteneğiyle büyük üstadlardan övgüler topladı ve onlarla beraber Üsküdar Musiki Cemiyetini kurdu.

1919 yılında ise Tanbur çalmaya yöneldi. Hem çalıyor hem de kendine has sesi ve tınısıyla söylüyordu. Bu şarkı söyleme tutkusu da onu bestekar yapmaya itti. 18 yaşındaki gençler hayatın zevk-i sefasını yaşarken, Selahattin Pınar 18 yaşında ilk bestesi olan “Mülkün ne yaman şule-i ikbali karardı” eserini yazmıştır. Çoğunlukla bestelediği eserler, en sevdiği makan olan Kürdilihicazkar makamındandır.

Bu süre zarfında babası peşini bıraktı diye düşünmeyin. Oğlunun bu sanatkar halinden hiç hoşnut değildi. Oğlunun hukukçu olmasını istiyordu, tabiri caizse 'bir altın bileziği' olsun istiyordu.
Ve bir gün Selahattin Pınar'ın gözünü kararttığı akşam...
Evlerine misafir gelir. Sofrada otururken misafir Selahattin'e mesleğini sorduğunda babası öne atılır ve “Selahattin çalgıcı oldu.” der. Selahattin Pınar bu duruma oldukça öfkelenir. “Babacığım, rica ederim! Ben çalgıcı değil, sanatkarım!” dese de babası katı duruşundan hiç taviz vermez. Selahattin Pınar'ın o ikazı üstüne bir küfür sallar. Selahattin Pınar bu duruma daha fazla dayanamaz, ceketini alır ve son sözünü söyler;
“Bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız!”


Selahattin Pınar tanburisi ile.

(Selahattin Pınar tanburisi ile.)

Ve bir daha eve dönmemiştir. İstanbul sahnelerine çıkıp orkestrada ud, tanburi çalarak hayatına devam etmiştir. Bu süre zarfında Afife Jale ile tanışır, onunla evlenir. Aradan epey bir zaman geçer ve Selahattin Pınar babasının ölüm haberini duyar...

Yıllardır görmediği ve konuşmadığı babasının ölüm haberinin gelmesi Pınar’a çok büyük acı yaşatmıştır. Onunla vedalaşamamıştır bile. Her şey için çok geçtir.

Selahattin Pınar güftelerini yazarken bin kere düşünür, altı dolu cümleler seçerdi. Bu konuda çok hassas ve titizdi. Ama sanıyorum ki ilk defa içinden, yüreğinden bu derece kopan bir eseri o zaman çıkarmıştı.
“Gecenin matemini aşkıma örtüp sarayım...”

Düşünmeden şu sözleri yazdı,

Gittin artık, seni ben nerde bulup yalvarayım?
Şimdi ben tıpkı şifasız kanayan bir yarayım.
Gittin artık... Seni ben nerde bulup yalvarayım?

Bu sözler acının, pişmanlığın, kırgınlığın sözleriydi. “Nerde bulup yalvarayım?” Bu cümlenin altında ezilmemek mümkün değil. Bir de üstüne bunu seslendiren muhteşem sanatçılarımız var. Benim en sevdiğim Safiye Ayla’nın yorumudur. Tamamıyla güfte ve notaya uygun şekilde seslendirmiştir...

Çok geç kalmamak gerek. En önemlisi ölümün olduğunu unutmamak gerek. Hiçbirimiz garanti belgesiyle yaşamıyoruz. Birisiyle konuşurken belki son konuşmanız olacağını bilerek konuşmak gerek. Bu dünya hassas kalpliler için cehennem olabilir belki ama öbür türlüsü daha çok cehennem...



Bunlar da İlginizi Çekebilir


Kızıl Saçlı Deli (Dahi) - Van Gogh

Gogh sürekli halüsinasyonlar görüyor, birileri konuşuyordu. Bu seslere daha fazla dayanamayıp bıçakla kulağını kesti. Kestiği kulağını genelevde çalışan bir kadına armağan etti.

Daha Fazlasını Oku
Felsefenin Verdiği İlk Şehit

Buradan yine anlıyoruz ki Sokrates'in dinsiz olma gibi bir ihtimali yoktur. Çünkü ruhun varlığını sürdüreceğine dair inancı vardır.

Daha Fazlasını Oku
24 kere intihara kalkışan şair ve intihar eden oğlu

İntihar ederken son sözü, baba öyle intihar edilmez, böyle edilir!

Daha Fazlasını Oku