İntiharın 4 Hali - Bölüm 1 (Virginia Woolf)


Virginia Woolf Çocukluğu

(Virginia Woolf Çocukluğu)

Bu yazı serimde, intihar ederek hayatına son vermiş, edebiyata damga vurmuş dört kadının, dört yamalı ruhun halini yazacağım. Kronolojik olarak ilerlemek için Woolf’la başlamayı uygun gördüm.

25 Ocak 1882 yılında Londra'da dünyaya gelmiştir. Annesi hakkında pek kesin bilgi yoktur. Bildiğimiz şey ise; Virginia Woolf'un annesine en ihtiyacı olduğu zamanlar vefat etmiş olduğudur. Babası da annesinden bir süre sonra vefat etmiştir. Dört kardeşi vardır.

Annesi ve babası da öncesinde birer evlilik yapmışlardır. Babası (Leslie Stephen) ilk evliliğini o zamanın ünlü yazarı William Thackeray'ın kızıyla yapmıştır. Thackeray'ın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie'nin kızı da 20 yaşında akıl hastası olur. Ve hastanede yatar. Anneannesi akıl hastası olduğu için torunu da öyle oldu, derler. Ama bir yere ufak delilik bulaştıysa, bu tüm soyu etkiler... Belki anneannesinin akıl hastalığı yoktu, babasının soyundan birisinin vardı. Virginia Woolf ise belki babasının soyundan gelen bir hastalıkla cebelleşti. Kim bilir?
Virginia Woolf Victoria döneminin geleneksel anlayışından dolayı okula gidemedi. İlk feminizmin taşları o zaman oluşmaya başladı. Kadınlar okula gidemiyordu... Ve kadınlar hep ikinci plana atılıyordu. Ama Virginia'nın babası kızının elinden tuttu ve onu eğitti. Victoria dönemi tarihte şuan eşitlik, adalet olarak bilinse de o dönemde yaşamış insanlar hiç de böyle demiyor. Yoğun geleneksel anlayışın ve bastırılmış sapıklığın olduğu, Hristiyan dininin hurafelerle doldurulduğu bir dönem olduğunu söylerler. Virginia ilk yazılarını Victoria dönemine yazmıştır. O döneme en karşı olan yazardır. Hatta Virginia'nın edebi türünün modernizm olma sebebi yine ‘geçmişte kalan gelenekselcilik olayına düşmanlığındandır’ diyebiliriz.
Babasının ölümüyle beraber beş kardeş toplanır ve Bloomsbury'ye taşınmaya karar verirler. Aynı ülkededirler ama burası çok farklı bir yermiş gibi gelir onlara. Çünkü Bloomsbury grubu diye bir grup vardır. Buradaki insanlar edebiyatla uğraşıyor, cinsellik ile alakalı rahat konuşabiliyordu. Dahası bu grup eşcinsellerden oluşuyordu. Ve bu grup sayesinde Woolf içindeki lezbiyenliği de keşfetmiş oldu...


Leonard Woolf ve Virginia Woolf

(Leonard Woolf ve Virginia Woolf)

Virginia bu süre zarfında manik ataklar yaşıyordu. Saatlerce konuşabiliyordu, saatlerce ayakta kalabiliyordu. Kendi ruh haline ayak uyduramıyordu. Bu aşırı değişkenlik onu aynı zamanda çok yoruyordu. Depresif ataklar yaşayan bir insan için yazı yazmak adeta ızdıraptır. Çünkü beyin aşırı hızlı düşünür, bir türlü konsantre olamaz ve ilhamının gittiğini düşünür. Bu ataklar Virginia Woolf'u iyice çökertmeye yetmişti. (Virginia Woolf'un o zamanki ataklarına günümüz bilimi “Bipolar Bozukluk” diyor.) Yazı yazarken bile ayakta yazar hale gelmişti... Beyin kimyasının bozukluğu Virginia'yı ele geçirmişti. Yazı yazarken adapte olamıyordu ve “Ya ilhamım giderse? Ya kimse beğenmezse?..” diyerek kaygılarını çoğaltıyordu. Bakıldığında ise genelde kitapları çok anlaşılır değildir. Tüm bunların yanısıra bir de yasak aşk yaşıyordu. Hem de kız kardeşinin kocasıyla... Bu pek normal birinin yapacağı türden bir şey değildi. Sürekli kendisiyle çelişiyordu. Kadınları savunan, kadınları ön planda tutan Virginia nasıl olurdu da bir kadının sırtından vururdu? Hem de öz kardeşinin... Bu durum sonsuza kadar saklanamaz ve kız kardeşi Vanessa bu durumu öğrenir. Dehşete kapılır. Virginia'nın normal olmadığını bilse de bu durumu hafifletemez.

Daha sonrasında Virginia bir evlilik teklifi alır. Ona Woolf soyismini verecek devlet memuru Leonard. Virginia aşık oldu mu kocasına bilinmez. Onun tek istediği artık sıcak, düzenli bir yuvadır. O da kardeşi gibi hamile kalmak istiyordu. Belki de kardeşini kıskandığı için kocasıyla aşk yaşamıştı... Leonard ve Virginia en nihayetinde evlenir. Virginia'nın hayatındaki en doğru kararı Leonard ile evlenmiş olmaktı. Çünkü Leonard, Virginia'nın sürekli peşinden koşuyordu. Onu seviyordu. Virginia için basımevi kurdu. Böylece Virginia yazdığı tüm kitapları yayınlayabilirdi. Leonard onun hayat arkadaşı olmuştu. Hayata bağlayan kişi olmuştu... Ama hastalığı bırakmadı Virginia'yı... Onun için karar almak hala zordu... Hala hızlı düşünüyor, manik ataklar geçiriyordu. Bazı dönemler yataktan günlerce çıkamıyor, bazen ise ayakta yazı yazacak kadar enerjik oluyordu. Bu değişkenlik ise git gide artıyordu... İntihar girişiminde bulundu. Eşi Leonard hemen hastaneye kaldırdı, Virginia kurtuldu. Yoğun bir depresyon yaşayan Virginia için tek kurtuluş ölümdü. Beyin kimyası tamamen bozulmuştu... Sürekli ölümü düşünüyor ve ölümün sıcak sularına kendini atmak istiyordu. Virginia’nın artık tedavi altına girmesi lazımdı... Akıl Hastanesine yatırılması gerekti. Lakin Leonard bunu istemedi. Virginia'ya baktı. Ve Leonard'ın sevgisi Virginia'yı toparlıyordu. İki yıl boyunca hiçbir intihar girişiminde bulunmamıştı, sadece yazıyordu... Ve yazdıklarını eşi sayesinde yayınlayabiliyordu.

II. Dünya Savaşına yakından tanık olan çift, kitaplarla olan bağımlılıkları o derece artmıştır ki, evlerinden ilk kitaplarını kurtarmayı düşünmüşlerdir. Virginia bu süre zarfında hala intiharı düşünse de aslında intihar etme gibi bir düşüncesi yoktu. Savaş sürecinde çoğu insan intiharı seçmiştir. Çünkü savaşın bitmeyeceğine inanmışlardır. Virginia'nın doktor kardeşi de yüksek dozda zehir hazırlamıştır kendine. Herkesin ölümü düşünür olduğu bu dönemde Virginia, bu sefer ölmek değil, yaşamak istiyordu. Yazı yazmak istiyordu. Kimisi bağırarak, kimisi döverek, kimisi söyleyerek içini döküyordu, Virginia da yazıyla içinin zehrini atıyordu.


Ama intihar düşüncesi hiçbir zaman yakasını bırakmadı. Savaş ise bitmiyordu... Virginia yazılarının sonunu getiremiyor, yazmak istese de bir türlü yazamıyordu. Hayatta tek tutunduğu şey, yazmaktı. Ve işte o da elinden gitmişti. Güz ortasında kalmış sinek gibiydi artık, tek çare ölümdü. Eşine ve kardeşi Vanessa'ya intihar notu bıraktı ve ceketinin ceplerine taşlar doldurdu, evinin yakınlarındaki Ouse Nehrine gitti, kendini suya bıraktı. O koyduğu taşlar daha iyi batmasını sağlamak içindi... Hiçbir çırpınma olmadan huzura ermek içindi...
Eşine yazdığı mektup ise şöyleydi;

Leonard Woolf'a, 18 Mart 1941

"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. Yaşadığım o korkunç anlara geri dönemem artık. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."


İntihar ettiği Ouse Nehri

(İntihar ettiği Ouse Nehri)


Bunlar da İlginizi Çekebilir


İntiharın 4 Hali - Bölüm 4 (Nilgün Marmara)

13 Ekim 1987'de Kadıköy ilçesine bağlı Kızıltoprak semtindeki evinde, beşinci kattan kendini aşağıya bırakmıştır.

Daha Fazlasını Oku
Sergey Yesenin Bunalım Süreci ve İntiharı

Kaldığı odada mürekkep bulamadığı için kolunu bıçakla kesip kendi kanıyla şu şiiri yazmıştır:

Daha Fazlasını Oku
Türk Musikisinin Yüzü Selahattin Pınar

Selahattin Pınar bu duruma daha fazla dayanamaz, ceketini alır ve son sözünü söyler; “Bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız!”

Daha Fazlasını Oku