İntiharın 4 Hali - Bölüm 3 (Anne Sexton)


Anne Sexton eşi ve kızları

(Anne Sexton eşi ve kızları)

Anne Sexton... Skandalın, acının, siyahın ve beyazın kadını. Hayatı akıbetsiz. Sonu meçhul yollarla kaplı. Gelin hep birlikte bu karanlık şairi yakından tanıyalım.

9 Kasım 1928'de ABD’nin Newton şehrinde dünyaya gelmiştir. Üç kız kardeşten en küçüğü Anne Sexton'dur. Çocukluk yıllarının çoğunluğunu Boston'da geçirmiştir. 17 yaşında yatılı okula gitmiştir.

Güzelliği ve çekiciliği sayesinde Boston'da Hart Agency'de (mankenlik ajansı) modellik yaptı. 1948 yılında ise arkadaşı Alfred Muller Sexton II ile kaçtı. Çok genç yaşta evlendi. Bu evlilik 1973'e kadar sürdü. Ve o evlilikten iki kızı oldu. İlk çocuğu Linda, İkincisi ise Joyce. Evliliği bitti. Vurmalı, kırmalı bir ayrılık değildi. (Acaba gerçekten öyle miydi?) Anne Sexton ayrılığını şöyle yazıyor,
“Bir arkadaşım vardı; özgürlüğüm vardı; çok şey sayabilirdim. Birlikte çocuktuk, evcilik oynuyorduk.”

İkinci kızı Joyce 1955'te doğduktan sonra Sexton ağır bir depresyon geçirir. Bu geçirdiği ilk depresyon, onun hayatını tepetaklak edecektir. İnsanın hayatına biraz delilik bulaştıysa, onun ruhuna leke gibi bulaşır. Ancak ve ancak ölüm paklayabilir öyle insanları. Çünkü ancak o zaman ruhlarından kurtulabilirler... Anne Sexton ise ilk o zaman intihara kalkışır. Daha sonra daimi doktoru Martin Orne ile tanışır ve terapistinin önerisiyle şiir yazmaya başlar. Plath ve Woolf gibi çocukluğundan beri yazan birisi değildir. Bir öneri sonucu çok başarılı işler çıkarmıştır. 1957 sonbaharında Boston'da Maxine Kumin, Robert, Lowell, Sylvia Plath gibi birçok yazarla tanışmasını sağlayan yazı gruplarına katılmıştır. Onlarla beraber çalışmıştır. İlk iki kitabı da bu yılda yayımlanır (To Bedlam and Part Way Back ve All My Pretty Ones).


Anne Sexton

(Anne Sexton)

1965'te Sexton, Londra'daki Kraliyet Edebiyat Cemiyeti'ne üye seçildi. Daha sonra edebiyat dünyasına damga vuracak ve Sexton'u Sexton yapacak kitabını çıkartacaktır. Live or Die. Şiir koleksiyonunu topladığı bir şiir kitabıdır. Bana kalırsa da Sexton'un karanlık ve ölümünü anlatan kitaptır. Bir diğer dikkat çekmek istediğim nokta ise; Anne Sexton’un, Sylvia Plath'ı örnek alıyor olması. Bu dediğimi yazının geri kalanında daha iyi anlayacaksınız.

Live or Die kitabında, Sylvia'nın Sırça Fanus'unda yaptığı gibi o da intihar eğilimlerini anlatır. Eşi tarafından uğradığı fiziksel ve cinsel saldırıyı dahi kaleme almıştır. Ve çocuklarıyla ilişkisini anlatmıştır. Tam da terapistinin dediği gibi, şiirler yazmıştır. Bu şiirler Sexton'un günlüğüdür. Her ruhu kırık, yalnız kadın gibi o da şiirlere tutunmuştur. O zaman şiirleri çok ses getirse de, bazı kesim eleştirmenler tarafından çokça eleştiriye maruz kalmıştır. Çok ses getirmesinin sebebi de, çok uçuk konularda yazıyor olmasıydı. Regl, cinsellik, mastürbasyon, ensest gibi konulara değinir... Eleştirmenler de “Şiirde bunların yeri yoktur.” der. Bir kısım eleştirmen ise Sexton'u hiç samimi bulmaz ve onun tembel, kandırmaya yönelik bir kişiliği olduğunu söyler. (Bu duruma açıklık getirelim: Sylvia gibi olma çabası...) Bazı eleştirmenler ise ona “sonradan olgunlaşan şair” der. Çünkü şairlik, yazarlık gibi değildir. Yazar herkes olabilirdi, lakin şairlik insana ana rahmindeyken üflenen bir misyondur. Böyle eleştirenler kadar tabiki sevenleri de vardı. Ve bu kadar ses getiren şaire Pulitzer Ödülü layık görülmüştür. Sadece bu kitapla ve bu ödülle kalmamıştır. Birçok şiir kitabı ve çocuk kitapları çıkarmıştır. Ve birçok edebiyat ödülü almıştır. Boston Üniversitesi ve Colgate Üniversitesi'nde ders vermiştir.

Sylvia'nın ölümü sonrasında Sexton, bu durumdan epey etkilenmiştir. Ve “Sylvia'nın Ölümü” şiirini yazmıştır. Sylvia zaten onun arkadaşıydı ve onun yokluğu üzerine Sylvia'ya daha çok yoğunlaşmıştı. Bu süre zarfında depresyon atakları devam etmişti. En sonunda doktoru Anne Sexton'a bipolar bozukluk tanısını koydu. Lakin tam anlamıyla bipolar hastalığı olduğu söylenemez. Çünkü ilk depresyonundan sonra tedaviye başlamıştı... Ve tedavi, oldukça işe yarayan ve etkili bir tedaviydi. Psikoterapötik tedavisi. Erken tanılarda çok işe yarayan bir tedavidir. Bipolar hastası mıydı? Yoksa Sylvia gibi olma çabası mıydı? Kimileri bu tedavi yüzünden bipolar olduğunu söylüyor... Sonu yine meçhul...

Artık depresyon atakları daha fazla olmaya başlamıştı. Yazmak da yetmiyordu ve git gide içine çekiliyordu. İntiharından sonra herkes okları doktoruna çevirdi çünkü “Yalnış tedaviyi mi kullanıyordu acaba?” diye düşünüldü. Doktoru Sexton’a, bastırılmış anıları kurtarmak için hipnoz ve sodyum pentol tedavisini uyguladı. Lakin bu ne kadar doğruydu? Geçmişte yaşadığımız acılarla yüzleşmek istemeyiz. Bazı doktorlar bunu tedavi yöntemi olarak görse de hastada ters tepebilir. Çünkü bazen geçmişi unuturuz ve o şekilde hayatımıza devam ederiz. Bazen de yüzleşiriz ve yüzleşmenin verdiği rahatlıkla o ruhumuzdaki boşluğu doldururuz. Peki ya geçmişi hatırlatmak? Gömdüğün acıları ve bastırdığın duygularının açığa çıkması ne kadar can yakar? Bu tıpkı iyileşmeye başlayan kalın bir kabuğun yolunması ve daha derin bir yara açması gibi değil midir? İşte Sexton'un doktoru tam olarak böyle yaptı... İyi veya kötü bir niyet besledi mi bilinmez ama Sexton'da ters teptiği bellidir. Sexton o hipnozda neler öğrendi biliyor musunuz? Öz babasının ve öz teyzesinin kendisine taciz ettiğini öğrendi. Bu süreç kesin ve net miydi? Bilinmiyor. Doktor Martin'e göre hipnoz çoğu zaman doğru çocukluk anılarını sunmuyor. Ama Anne Sexton yine de taciz edildiğine inanmak istedi. Belki de gerçekten edilmişti... Bu durumun da akıbeti yine meçhul... Ama Anne Sexton bu durumdan sonra ruhsal bunalıma bir adım daha yaklaşmıştır. Ve yine terapistlere göre Anne Sexton gayet akıllıydı... Hastaların semptomlarını taklit ediyordu. Bunun için de bir travmatik olay lazımdı, değil mi? Ve en nihayetinde teşhis tamamen koyulmuştu. Histeri bir kadındı. En nihayetinde kasırgayı durdurmak istedi. Üstelik bir kitap daha çıkaracaktı ama ne oldu bilinmiyor... O an bir karar verdi. Yaşadığı fırtınayı artık dindirmek istiyordu. Kişilik bozukluğu yaşayan bir kadındı. Artık o maskelerini alıp atmak istedi. Tek beden, tek ruh olmak istedi. Plath ve Woolf ruhlarından kurtulmak için intihar etti Sexton ise ruhunu bulabilmek için...
4 Ekim 1974'te Sexton öğle yemeğini yedi. Eve döndüğünde annesinin eski kürk mantosunu giydi, kendine bir bardak votka doldurdu ve garajın içine girdi. Her yeri iyice kapattı. (Ölümü ne kadar da Sylvia'ya benziyor.) Ve arabasının motorunu çalıştırarak, karbon monoksit zehirlenmesiyle hayatına son verdi. Yavaşça ve sessizce, ölümünü öylece bekledi. İnsanın yüreğini ürpertiyor böyle bir durum. O an hiç yaşamayı düşünmedi mi? Bu silahla kafasına sıkmak gibi değil. Aniden gelişen bir ölüm değil. Ya da uçurumdan atlamak gibi de değil. Ölümü hissede hissede, yavaşça ve sakince ölüme gitmek. Onu iliklerine kadar hissetmek... Can çekişerek, boğularak ölmek... Belki son anına kadar ruhunu bulabilmek için.


Biyografi Kitabı

(Biyografi Kitabı)

Bir beyin fırtınası yapalım... Anne Sexton neden hipnoz esnasında babasının ona taciz ettiğini söylemişti. Neden şiddet değil ya da neden kavga bağırış değil de cinsel taciz ibaresini kullandı? Bastırdığı bir şey olduğu aşikar... Çünkü hipnoz esnasında insan unutmak istediği veya bastırdığı bir şeyi söyler. Anne Sexton'u bastıran şey neydi? Yoksa babası ona değil de Anne Sexton mu öz kızına taciz etti? O da bir koruma mekanizması olarak rolleri mi değiştirdi? Hep beraber işin aslına bakalım.

Diane Middlebrook, Amerika biyografi yazarı, şair ve öğretmendir. Stanford Üniversitesi'nde uzun yıllar feministliğe dair çalışmalar üretti. En çok ilgi görülen biyografileri ise Anne Sexton, Sylvia Plath ve Billy Tipton biyografileridir. Anne Sexton hakkında biyografi yazarken Anne Sexton'un kızı Linda'yı çağırır. Middlebrook çok ciddi araştırmalar yapan bir yazardır. Araştırdığı kişinin doktoruna kadar görüşür, yakınlarını çağırırdı. Anne Sexton'un kızı Linda ise bu daveti kabul etmiş ve sansasyonel bir bilgi vermiştir...

Linda, annesinin ona cinsel ve fiziksel tacizde bulunduğunu söyler. Anne Sexton kızına tacizde bulunmuştur. Bu bilgiden sonra Middlebrook, kızı Linda'dan bunları yayınlamak için izin alır. Ve kızı kabul eder. Böylece kitapta bu bilgi yayınlanmış olur. Middlebrook sadece bununla kalmaz ve Doktor Orne ile görüşür. Orne, Anne Sexton’ın terapi seanslarının kaydını vermiştir. Bu kasetlerin kullanımı, The New York Times'a konu oldu. Ve şiddetle kınandı. Doktor-hasta ilişkisine ihlaldi bu durum. Lakin bunlara rağmen kamuoyuna duyurulur. Sexton'un kızına tacizi, kocasıyla yaşadıkları ortaya çıkmıştır.

Sexton 1960'larda Orne'ın yerini alan ikinci terapistiyle tedavilere başlamıştır. Ve onunla bir ilişki yaşamıştır. Bu da kurallara aykırıdır. Doktor-hasta birlikteliği mümkün değildir. Üstelik Anne Sexton 1960'larda evlidir. Middlebrook'a göre intiharın son damlasında ikinci psikaytristi etkilidir...

İnsanı bilinmemezlik yorar. Maskeler, yalanlar... Daha çok maske, daha çok yalan demek. Bazen öyle bir çıkmaza gireriz ki, benliğimizi, var olan kişiliğimizi unuturuz. Artık kişiliğimiz yalandan ve maskeden ibaret olur. Çünkü bir yalan bin yalanı doğurur. Ve en sonunda kayboluruz. Kendimizi bulmayı bir yana bırakın, 'kendin olmak ne demek?' diye düşünür oluruz. Anne Sexton'u özetleyen bunlardır aslında. Meçhul ve akıbeti olmayan bir hayatın peşinden koştu. Oysa ne istediğini bilseydi, ne olduğunu bilseydi ve oraya koşsaydı... Etki altında kalmayıp, kendini arayıp, kendini bulsaydı. Bu kadar sarmallı bir hayatı olmayacaktı belki de... Deliliği ruhunu etkilemişti. Ruhu ve zihni karanlık bir deniz gibiydi. Ve en sonunda kendi yarattığı denizde boğulmuştu.


Sylvia Plath ve Anne Sexton

(Sylvia Plath ve Anne Sexton)

Kaynaklar

Kaynak1 🔗

Kaynak2 🔗


Bunlar da İlginizi Çekebilir


İntiharın 4 Hali - Bölüm 4 (Nilgün Marmara)

13 Ekim 1987'de Kadıköy ilçesine bağlı Kızıltoprak semtindeki evinde, beşinci kattan kendini aşağıya bırakmıştır.

Daha Fazlasını Oku
İntiharın 4 Hali - Bölüm 1 (Virginia Woolf)

Eşine ve kardeşi Vanessa'ya intihar notu bıraktı ve ceketinin ceplerine taşlar doldurdu, evinin yakınlarındaki Ouse Nehrine gitti, kendini suya bıraktı.

Daha Fazlasını Oku
Türk Musikisinin Yüzü Selahattin Pınar

Selahattin Pınar bu duruma daha fazla dayanamaz, ceketini alır ve son sözünü söyler; “Bir gün gelecek, benim adımla anılacaksınız!”

Daha Fazlasını Oku