Frida Kahlo'nun Hayatı


Frida Kahlo çocukluğu (felç sonrası) ve kaza sonrası

(Frida Kahlo çocukluğu (felç sonrası) ve kaza sonrası)

Frida... Aşkın, acının ve devrimin kadını. Bu üç kelime Frida'yı en iyi tanımlayan kelimelerdir. Lakin Frida'yı anlatmaya kelimeler yeter mi bilmiyorum!

Frida Kahlo, sanat tarihinde görebileceğiniz en cesur, en gözü kara, en yenilikçi ve en tutkulu kadındır. Belki çok normal bir hayata da sahip olabilirdi ama kaderi ona bambaşka bir yol çizmişti... O sanatın, resmin kadını olmalıyken, hayatının çoğunu sırt üstü yaşayarak geçirmişti. Ancak yürüyenlerden çok daha fazla hayat yaşamıştı.
Duruşu özgürlüğü çağrıştıran, gözleri çakmak çakmak bakan kadın. Dünya sanat tarihine adını yazdıracak kadın. Frida KAHLO.
Nasıl bir kadındı Frida? Seneler geçmesine rağmen andığımız bu kadın nasıl bir hayat yaşamıştı? Modern toplumun hezeyanına uğramış bu kadını sadece çanta baskılarında, yastık örtülerinde görmeyelim. Hep beraber bu kadını inceleyelim. Okuyalım. Gittiğiniz yerlerde Frida'nın timsalini gördüğünüzde kaşlarını, bıyıklarını değil, acı dolu hayatını yad edelim... Hep beraber buyrun.

Namı ilk önce Meksika'ya, daha sonra tüm dünyaya yayılmış olan Frida Kahlo, 6 Temmuz 1907'de Meksika Coyocoan'da doğdu. Frida, günümüzde müzeye çevrilmiş durumda olan yerde ''Casa Azul veya Mavi Ev'' diye adlandırılan evde büyüdü.
Babası Guillermo Kahlo, eşi Matilde ile evlendiğinde Meksika'ya göç ettiler. Frida'nın iki ablası ve bir kız kardeşi vardır.

Frida'yı meşhur tramvay kazasıyla biliriz lakin o asıl olayın son noktasıdır. Frida henüz 6 yaşındayken çocuk felci geçirmiştir. Ve tam 9 ay yatağa mahkum kalmıştır. Acıyla çocuk yaşta tanışmıştır. Bu fiziki acı onu yalnızlığa itti. Onun yaşındaki çocuklar gezip, oynarken o -dile kolay- tam 9 ay boyunca hareketsiz yattı. Felçten sonra toparlansa da tam olarak doğrulamadı. Ve topallamaya başladı. Hayatının geri kalanında bunu örtmek içinse uzun etek giydi... Frida'yı şekillendiren hayat tarzı değildi. Veya kendi seçimleri de değildi. Bu bir kader oyunuydu. Frida'yı kaderin acısı şekillendirmişti.

Babası kızlarını çok severdi. Frida'yla özellikle ilgilenmiş, kemiklerin, kasların gelişimi için onu spora teşvik etmişti. Babası inceden inceye bir erkek evlat özlemi çekiyordu. O yüzden Frida'yı maskülen yetiştirdi. Ona futbol oynatmış, erkek gibi giydirmiş hatta güreş tutturmuştu. Frida ise halinden memnundu. Bu yetiştirilme tarzı Frida'yı Frida yapan diğer bir unsurdu. Kahlo 18 yaşına geldiğinde bir öğlen sonrası otobüs kazası geçirdi. Kalçasına çelik bir parmaklık saplandı. Omurgası, sağ bacağı, köprücük kemiği ve pelvisi (leğen kemiği) kırıldı. Bir ay hastanede kaldı. İki ay evde kaldı. Tedavi olarak alçı bir korse giymek zorunda kaldı. Kukla bebekler gibi yaşadı aylarca. On üç ay boyunca yatağa mahkum kaldı. Biraz vücudu toparlansa bir tekme daha yiyordu. Frida o kazayı geçirmeseydi doktor olacaktı. Zeki, başarılı bir kadındı. Üstelik gelecek vaad ediyordu. Ama sanatın ruhu Frida'yı kanla, acıyla çağırıyordu. Sanatın eli değdi mi insana, ya deli ederdi ya da belini doğrultturmazdı. Çünkü sanat acıdan beslenir.

Bu kaza onu epey yıpratmıştır. Hayatı boyunca sürecek olan acılara kucak açmıştır. Ne bir yere gidebiliyordu, ne yürüyebiliyordu. İyileşme süresi esnasında ise yapacak hiçbir şeyi olmadığı için en sonunda kendini sanatın ''büyülü gerçekçiliğine'' bırakmıştır. Zaten çocukluğundan beri resme ilgisi vardı ve babasının arkadaşları sayesinde resim dersleri almıştı... Bir ressam gördüğü şeyleri çizerdi veya gördüğü şeylerin üstüne kendi hayalgücünü eklerdi ama Frida hiçbir şey göremiyordu. Sadece babasının ona aldığı bir aynada kendini görebiliyordu. Frida günlerce, aylarca kendini görüyor bir nevi kendisiyle yüzleşiyordu. Düşünecek çok fırsatı oluyordu. En sonunda kendini çizmeye başlamıştı. Bu durumu kendisi şöyle anlatıyor: “Kendi portremi resmediyorum çünkü çoğunlukla yalnızım, çünkü en iyi tanıdığım insanım.”


Frida Kahlo, Diego Rivera ve kardeşi Cristina Kahlo

(Frida Kahlo, Diego Rivera ve kardeşi Cristina Kahlo)

Frida Kahlo ve Diego Rivera Aşkı

İlk tanışmaları aslında şöyle oldu;

Frida Kahlo,1922 yılında Meksika'da ki Ulusal Hazırlık Okulu'na katıldı. O okulda ünlü Meksikalı muralist (duvar boyası sanatçısı) Diego Rivera'yı gördü. Diego okul kampüsünde mural yaparken Frida, Diego'ya uzun uzun bakarak arkadaşına “Onunla evleneceğim.” dedi.

Arkadaşı bu sözü büyük ihtimal ‘15 yaşında şuursuzca söylenmiş bir cümle’ olarak algılamıştır. Ama 15 yaşındaki kız geleceğini görmüşcesine yıllar sonra tekrar Diego'yu gördü. Frida artık 20 yaşındaydı. Trajik kazayı atlatmış elinde bastonuyla geziyordu. Kahlo sanata ve politikaya meraklıydı. Diego'nun da içinde bulunduğu Meksika Komünist Partisi'ne katıldı. Frida bu esnada ünlü ressam Diego'ya tedavi süresinde yaptığı otoportreleri gösterdi. Diego, resimlere hayran kaldı. Bu ikilinin sohbetleri zaman geçtikçe romantik bir ilişkiye dönüştü. Frida'nın annesi bu ilişkiye hiç sıcak bakmıyordu. Çünkü Diego Frida'ya hiç yakışmıyordu. Frida'ya sürekli ''Kurbağa ve güvercin gibisiniz.'' diyordu. (Bazı kaynaklarda 'fil' diyor ama Frida mektuplarında 'Diego'm Kurbağam...' diye hitap ediyor.) Annesine göre Diego, çirkin, iri yarı ve çapkın bir adamdı. Frida'dan önce iki evliliği daha olmuştu ve 20 yaş büyüktü. Frida onun yanında naif, zayıf ve küçük bir güvercin gibiydi...
Frida annesinin itirazlarına rağmen Diego ile evlendi. Ama aynı evde bile yaşamıyorlardı. İkisi birbirine çok benziyorlardı ama bir o kadar da hiç benzemiyorlardı. Normal bir evlilik değildi. Frida aldatıldığını bile normalleştirmişti. Ayrı kalmayı sorun etmiyorlardı. Ama bu aşk Frida'yı yakıp kavuruyordu. Diego için her şeyi göze almıştı. Onurunun yıkılışını bile... 15 yaşındaki kızın hayali işte şimdi gerçek olmuştu.

Evlendikten sonra Diego'nun işinden dolayı Meksika ve ABD arası sürekli seyahat ettiler. 1930'da San Francisco’da yaşadılar. Daha sonra Diego'nun Modern Sanat Müzesi'ndeki sanat sergisi için New York'a taşındılar. Diego, Detroit Sanat Enstitüsü için çalışırken, daha sonra Detroit'e taşındılar. Bu süre zarfında Frida'nın ağrıları devam ediyordu. Oldukça zorlanıyor ve sürekli gözetim altında kalıyordu.
Ama ne olursa olsun bu seyehatler Frida'ya yeni bir bakış açısı kazandırmıştı. Her gittiği yerden yöresel ilham alarak kafasında betimlemeler yapıyordu. Resimleri eskiye nazaran çok daha dolu ve profesyoneldi. Ve tamamen tarzını bulmuştu. Gerçekçiliği ve Sürrealizm'i birleştirdi. Bu başarısı ve sıradışılığı ile yaptığı resimler ünlü ressamların ilgisini çekti ve ilk sergisini 1938'de açtı. Frida için peş peşe sergiler düzenlendi. Bu sırada Frida giyim tarzını tamamen netleştirdi. ABD'ye Meksika'nın renkleriyle gidiyordu. Otantik, uzun renkli elbiseler, rebozolar, ayrıntılı başlıklar... Meksika Köylüleri gibi. Yöresel tanıtım gibi düşündü. Ve 'Frida tarzı' bu şekilde ortaya çıkmıştı.

Detroit'e taşındıktan sonra Frida hamile kaldı. Ama kazalarından dolayı düşük yapma riski vardı, rahmi hasar görmüştü. Doktorun uyarısına rağmen Frida, Diego'nun bir parçasını taşımak istiyordu. İlk hamileliğinde başarısız oldu ve düşük yaptı. Yatağında kanlar içinde acıyla kıvranırken Diego gördü. Apar topar hastaneye kaldırıldığında çoktan düşük gerçekleşmişti...

İkinci kez tekrar istedi ve tekrar düşük yaptı. Frida bu durum karşısında kendini çok kötü ve mahcup hissetti. Diego'ya bir çocuk vermek istiyordu. Kim bilir belki de bu çocuk sadakatin temsili olacaktı. Diego, değişecekti... Frida bunları mı düşünüyordu? Hepsinden öte Diego'nun bir parçasını taşımak istiyordu. O çocuğa baktığında Diego'yu görmek istiyordu. Diego hamilelik sürecinde bile Frida'yı aldatıyor, terk ediyor, ziyarete bile nadir geliyordu. Frida yine de Diego'yu seviyor ve onu olduğu gibi kabul ediyordu. Bunun üzerine Diego'ya bir mektubunda şöyle yazmıştır: “Bir tek senin çocuğunu doğurmak istedim. Ah Diegom, bu paramparça rahmimden nefret ettim, bebeğimizi tutamayınca. Söküp atmak istedim rahmimi. Sana çocuk doğurmayı beceremeyen bir organı taşımak yük oldu bana. Kanlar içinde kaldığımda beyaz çarşaflar üzerinde, bana nasıl acıyarak baktığını gördüm. Nasıl korktuğunu, ölmemden. Sırf bundan ölmedim ben Diegom. Sen acı çekme diye. Ve beni terk ettiğinde, o kanlar içinde kaldığım günkü acı dolu bakışlarına sığınarak, acılı mektuplar yazdım sana. Çaresizlik kokan, kadınlık onurumu ayaklar altına aldığım mektuplar yazdım. Bana acı ve geri dön istedim. Buna bile razıydım sevgilim.”

Diego, Frida'nın tamamen dengesini bozmuştu. Sürekli aldatıyordu. Ama ihanetinin en büyüğünü Frida'nın kardeşi Cristina ile beraber olarak yaptı. Frida suç üstü yakaladı ve bu ihanetten sonra bunalıma girdi. Upuzun saçlarını kesti. Ve artık Frida da Diego'yu aldatmaya başladı.


Frida Kahlo Tedavi Süreci

(Frida Kahlo Tedavi Süreci)

1937'de Leon Troçki ve eşi Natalia'ya yardım ettiler. (Leon Troçki, sürgün edilmiş bir komünist ve Joseph Stalin'in rakibi.) Kahlo ve Rivera çifti birlikte karşıladılar ve Mavi Evde kalmalarına izin verdiler. Kahlo'nun, çiftin evinde kalması sırasında Leon Troçki ile de kısa bir ilişkisi oldu. Bununla da yetmedi, Diego'nun çizdiği kadınlarla da beraber oldu. Frida zaten biseksüeldi, kadınlarla da beraber oldu. Ama sadece Diego'yla beraber olan kadınlarla ilişkiye girdi. Bu davranışının arkasında yatan soruların ise; ‘Diego o kadınlarda ne görüyordu? Kadınların Diego'ya sunduğu fizik nasıldı? Diego nasıl bir kadınla sevişmişti?’ olduğunu düşünüyorum. Bunalım sürecinde ise her tanıştığı erkekle bir münasebeti oldu. Frida şöyle yazıyor; “Kimseye ait olamazdın sen. Ruhun buna izin vermezdi. Oysa ki ben, sana ait oldum hep. Yattığım tüm adamlar ile sana ait olarak yattım Diego. Acı çekerek seviştim onlarla.”

Frida bir yandan intikam almak istiyordu ama öbür yanı bunun vicdanıyla yaşıyor ve beraber olduğu insanları Diego gibi görüyordu. O kadınlarla da sırf bu yüzden beraber olmuştu. Diego'nun değdiği vücuda kendisi de dokunmak istiyordu. Çünkü Diego'nun eli değmişti...

(Biseksüel olma sebebinin hormonal veya doğuştan olduğunu düşünmüyorum. Frida yaşadığı tramvalarının üstünü örtmek, unutmak yerine hep daha fazla üstüne gitmiş bir kadın. Sırtını dönüp veda edememiştir. Buna bir örnek de; ortaokula giderken bir kadın öğretmen tarafından cinsel tacize uğradıktan sonra, sorunun çözümü yerine sorunun üstüne gitmeyi tercih etmesidir.)

Diego’nun kardeşiyle olan ihanetini kaldıramayan Frida, 1939'da Diego'yu boşadı. Uzlaşarak boşandılar. Frida apayrı bir eve çıktı, bir süre bunalımı atlatamadı. Kendini alkole ve sekse verdi. Tablolarını satarak geçimini sağladı. Ama tablolarından da pek bir para gelmiyordu. Daimi vücut acıları zaten dinmiyordu... Kangrenli ayak parmakları kesilmişti. Duygusal, fiziksel olarak tamamen yapayalnız ve dipteydi. Ama bu ayrılık şansını açmıştı. En bedbaht zamanda sürrealist sanatçı Andre Breton tarafından Paris'e davet edildi. Eserlerini orada sergiledi. Ve usta ressamlarla tanıştı. (Marc Chagall, Piet Mondrian, Pablo Picasso...)

Tüm bunlardan sonra Frida evine döndüğünde ablasıyla barışır.. Ablası evlenmiş ve bir çocuğu olmuştur. O küçük çocuğun varlığı aralarındaki buzları eritmiştir.

Kahlo, hayatı biraz normal ve düzgün gitse hiç umulmadık şeyler yaşıyordu. Evinde ağırladığı ve kısa süreli ilişki yaşadığı Leon Troçki, suikasta kurban giderek vefat eder. Ve tüm oklar Frida'yı gösterir. Çünkü en son onun evinden çıkar ve Frida katili tanıyordur. Frida tutuklanır. Birkaç gün tutuklu kalmasının ardından sağlık durumu iyice kötüye gider. Sırt ağrısı ve elinde oluşan mantar enfeksiyonu nedeniyle serbest bırakıldıktan sonra San Francisco'ya gider.

Diego, Troçki'nin öldürülmesinin ardından Meksika'dan kaçar ve o da San Francisco'ya gider. Kader midir bilinmez ama Frida ile karşılaşır ve barışırlar. O esnada Frida'nın bir ilişkisi olmasına rağmen Diego ile evlenir. Meksika'ya döndüklerinde değişen bir şey yoktur. Birbirlerini yine aldatırlar. Aynı yerde yaşamazlar.
Kısacası ilk evliliklerinde olduğu gibi devam ederler. Frida bir çukurun içinde sürükleniyordu. İrade ve idrak meselesi ya zayıftı ya da idrak etmek istemiyordu. Ama en nihayeti yine kendini Diego'ya aşıkken buldu.

Frida tedaviye rağmen toparlanamadı. Omurga sorunları nedeniyle 1940-1954 yılları arasında çelik alçıyla yaşadı. Yirmi sekiz ayrı destekleyici korse giydi. Nisan 1941'de babasının ölümünün ardından iyice depresyona girmişti. Annesine de düşkündü ama babası kadar değildi. Annesi Frida'nın gözünde hep baskıcı, dindar biriydi. Babası ise Frida'nın yol arkadaşıydı.

1940'ların ortalarına geldiğinde, artık oturamayacak, ayakta duramayacak hale gelmişti. Yaşadığı acının kelimesi dahi yoktu. Ama Frida onca acılardan sonra bile şöyle dedi; “İki büyük kaza geçirdim Diego. Otobüs ve sen. En kötüsü sendin.”

Fiziksel acıya zaten alışmıştı Frida, bunu da şöyle söylüyordu: “Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.” Ama bir türlü Diego'nun ona verdiği acıları hazmedemiyordu...

Artık öfkeliydi Frida. Hayatı uçurumun kenarında bir yaprak gibi sallanıyordu. Ne uçuruma düşüyordu ne de uçurumdan uzaklaşabiliyordu. Hiçbir şeyi yolunda gitmiyordu. Aşkın, acının ve devrimin kadını olan Frida bir gün öfkeyle yaralarına vurarak yeniden açtı. Ve iyileşmeyi sabote etti. Ne olacaksa olsun, diyordu artık. Ne bir başlangıcı vardı, ne bir sonu... Ölüme bile razıydı. Çünkü ölüm onun için acılarının son bulması demekti. 1950'de Kahlo yeni bir kemik ameliyatı geçirdi. Zor bir ameliyattı ve enfeksiyona sebep oldu. Peşinden birkaç ameliyat daha geçirmek zorunda kaldı. Kahlo'nun sağ bacağı Ağustos 1953'te kangren nedeniyle dizinden kesildi. Ciddi bir şekilde depresyona girdi. Tutunacak, sarılacak hiç kimsesi yoktu. Uzuvları tek tek onun bedeninden ayrılıyordu... Bu depresyon onun ağrı kesiciye olan bağlılığını arttırdı. “Bu sırada Diego nerede? Ne yapıyor?” diyecek olursanız, başka bir kadınla beraber. Ve bunu Frida öğrendiğinde aşırı doz hap içerek intihara teşebbüs eder.

Şubat 1954'te günlüğüne şöyle yazar: “Ayağımı altı ay önce kestiler. Bana yüzyıllarca işkence yaptılar. Kendimi öldürmek istemeye devam ediyorum. Diego beni bundan uzak tutuyor. Beni özleyeceğine dair boş bir fikrim var... Ben hayatım boyunca hiç bu kadar acı çekmedim.”

Bu sözler ölmek üzere olan bir kadının sözleri. Ölümünü hissediyordu, bundan korkmuyordu. Hatta daha sonrasında şöyle dedi: “Bir daha geri dönmemeyi umuyorum.” Onun için bir daha yaşamak, acı çekmek demekti. Hayatı yaşamayı seven bir kadının çöküş hikayesidir bu.

ÖLÜMÜ

2 Temmuz 1954'te halka göründü. Frida Meksika'da ve birçok yerde tanınmıştı... Ölümünün son günlerinde barış için savaştı. Diego ile Guatemala'nın CIA işgaline karşı gösteriye katıldı. Son ana kadar yaşamak istedi. Ama bu gösteriden sonra hastalığı daha da kötüleşti. 12 Temmuz 1954 gecesi Frida'nın ateşi yükseldi, aşırı acı çekiyordu. 13 Temmuz günü ise sabah saat 6.00 civarında hemşiresi yatağında onu ölmüş halde buldu. En sevdiği babası, ihanet eden ablası, çok sevdiği kocası, baskıcı annesi hiç kimse son anında Frida'nın ellerinden tutamadı. Yalnız başına acı çekti. Acı çekerek son nefesini verdi.

Nasıl Öldü?

Frida'ya otopsi yapılmamasına rağmen tespit konuldu. Nedeni pulmoner emboli (akciğer atardamarının ani tıkanması) dendi. Ama yazar ve araştırmacı Hayden Herrerai Frida'nın intihar ettiğini iddia etti. Bu iddia üzerine Frida'nın hemşiresi ağrı kesicileri saydı. Frida'nın öldüğü gece aşırı doz aldığını söyledi... Ve intihar ettiği gece Diego'ya bir ay öncesinden evlilik yıldönümü hediyesini vermişti.

Yani Frida Kahlo intihar etmiştir. 13 Temmuz akşamı Frida'nın naaşı Palacio de Bellas Artes'a (Meksika'da bir opera binası) götürüldü. Daha sonra başka yere taşındı ve en sonunda yoğun istek üzerine Frida'nın naaşı yakıldı. Ölümünün ardından Diego 'hayatımın en trajik günü' dedi. Ve 5 ay sonra Emma Hurtado adlı bir kadınla evlendi. Oysa ki Frida ölüme giderken bile son anına kadar Diego'yu düşündü. 1957'de de ise Diego vefat etti. Frida'nın külleri 1958'de müze olarak açılan “Mavi Ev”de büyüdüğü evde sergileniyor.

UFAK BİR NOT:

Frida Kahlo için ikinci araştırmam gelecektir. O araştırmanın içeriği ise, Frida’nın tabloları hakkındaki yorumlamalarım olacaktır.

“Bu tabloyu ne zaman yapmış? Ne düşünerek yapmış? Hangi olay sonrası yapmış? Psikolojik ve ruhsal analizler...” gibi birçok yorumlama içerecektir. Çünkü Frida'nın yaptığı tüm tablolarının bir öyküsü vardır. Buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum, kucak dolusu sevgilerimle.


Frida Kahlo'nun naaşı ve Mavi Ev'deki Ölüm Maskesi

(Frida Kahlo'nun naaşı ve Mavi Ev'deki Ölüm Maskesi)

Kaynaklar

Kaynak1 🔗

Kaynak2 🔗


Bunlar da İlginizi Çekebilir


Felsefenin Verdiği İlk Şehit

Buradan yine anlıyoruz ki Sokrates'in dinsiz olma gibi bir ihtimali yoktur. Çünkü ruhun varlığını sürdüreceğine dair inancı vardır.

Daha Fazlasını Oku
İntiharın 4 Hali - Bölüm 3 (Anne Sexton)

Anne Sexton kızına tacizde bulunmuştur. Bu bilgiden sonra Middlebrook, kızı Linda'dan bunları yayınlamak için izin alır.

Daha Fazlasını Oku
İntiharın 4 Hali - Bölüm 2 (Sylvia Plath)

Ve birçok uyku hapı yuttu, peşinden gaz fırınına kafasını soktu. Uyku hapı yutması belki ölümün uykuya benzeyeceğini düşündüğü içindi. Uyuyacaktı...

Daha Fazlasını Oku