Sabri Bey ve Yeter Hanım


Sabri, o gün karısını boşamaya karar vermişti. Keşke eski zamanlarda yaşasaydı ve boşanmak üç kelimeden ibaret olsaydı... Sabri o gün eşiyle konuşamayacak kadar yorgundu. Hem konuşsa ne anlayacaktı ki? Eşi Yeter Hanım yaptığı iki kepçe yemeği adamın kafasına atar gibi yapacak, binbir mutsuz laflarla Sabri'nin başının etini yiyecekti. Sabri, binbir türlü insanla uğraşıyor, uğraştığı yetmediği gibi kimseye yaranamıyordu. Ekmek parası diye susuyordu. Müşterilerden yediği laf böğrüne oturuyordu. İki kelam etmeye kalksa sonu işsizlikti. Geçim zordu. Hele ki Yeter Hanım gibi bir eşle. Yeter Hanım'ın ne alışverişi bitiyordu ne de misafirleri. Alışverişin temel ihtiyaçlarını zaten Sabri karşılıyordu. Ama Yeter Hanım gereksiz ıvır zıvırlar alıyordu. İhtyaçları değil, sürekli kendi isteklerini alıyordu. Binbir çeşit havlular, değişik fincanlar, çatal bıçak takımı olduğu halde takımlar, kıyafetler, yüzükler... Sabri, her sabah para bırakırdı. Aybaşı geldiğinde Yeter Hanım yerinde duramazdı. Fıldır fıldır koca kıçıyla kocasının etrafında gezer, onun sevdiği yemekleri yapardı. Sabri ise ilk başlarda gerçekten eşinin değiştiğini düşünürdü. Ama bu nasıl bir değişimdi ki sadece aybaşları para aldığında oluyordu. Sonra anladı ki Yeter Hanım gününü gün eden, kocasını para bankası gibi gören, akranlarına hava atan birisiydi. Paranın nasıl geldiği önemli değildi. Sabri'nin ne hissettiği, ne düşündüğü hiç umrunda değildi. Sabri ne iş yapıyordu? O parayı nasıl kazanıyordu? Bilmiyordu.

O gün eve geldiğinde yine mutsuz bir kadın gördü karşında. Elinde telefonu, instagramda ünlü butikleri takip ediyor, kendine kıyafetler seçiyordu. Yarım ağız bir “hoşgeldiin...” diyor ve Sabri'ye sürekli dedikodu anlatıyor, kendini başka kadınlarla kıyaslayarak, bacak bacak üstüne atmış halde ayağını sallayarak şöyle diyordu: “Baak gördün mü Selma'yı? Nerelerde geziyor... Bir de bana bak!” Sabri, eşini yaşatmaya kendini yük edinmişti. Neden eşi kendi kendine yetemiyordu? Neden karşısında mutlu bir kadın yoktu? İki lokma bile istemiyordu, sadece biraz güleryüz, biraz sessizlik ve şefkat istiyordu. Akşam geldiğinde ufak bir kahkaha, bir tas sıcak çorba, karşılıklı dertleşmek, birer fincan yorgunluk kahvesi içmek istiyordu. Günün sonunda eşinin sıcak göğsüne yaslanmak, öylece uyuyakalmak istiyordu. Ama Yeter Hanım tüm bunların aksine bir kadındı. Evlendikten sonra tamamen kendini yemeye içmeye vurmuş, dolgun etli parmakları olmuştu. O parmakları sıkan yüzükler adeta özgürlüğünü istiyorlardı. Kürk boyunduruğunu takıyor ve sokaklarda afilli bir zengin karısıymış gibi edalı edalı yürüyordu. Pek de ağır bir kadındı. Bir işi anlayıp, kavrayana kadar çoktan zaman geçmiş oluyordu. Ama böyle kadınlar genelde kendilerini iyi pazarlayan kadınlardı. Bir şen kahkaha atarlar, sizi dünyanın en mutlu erkeği yapacaklar gibi davranırlar. Aklındaki binbir türlü cinsel dürtüyü bakışlarına anlatırlar ve avına ulaşırlar. İşte Sabri burada av, Yeter Hanım ise avcıydı. Ama avcı, avını avladıktan sonra ziyafet verir. Av ise yere uzanmış ve ziyafeti izler. Ta ki...

Av gözünü açana kadar. Yeter Hanım, Sabri'nin iç organlarını yiyordu. Öyle iştahla yiyordu ki kollarından yağlar akıyor ve avının lezzetine varıyordu.


O gün eve geldiğinde evde yemek yoktu. Gayet usulca,
“Yeter?”
Yeter Hanımdan ses soluk yok. Ayaklarının ucuna su torbası koymuş yine telefonda ünlü butikleri inceliyordu. Sabri daha tonlu bir şekilde tekrarladı,
“Yeter?”
Ve ‘Yeter’ ismi işte tam o zaman bir anlam kazanmıştı. Sabri elini yumruk şeklinde masaya indirdi ve,
“Yeter ulan yeter! Ne biçim kadınsın lan sen?”
Yeter Hanım yerinden hoplarcasına irkilmişti. O ukala ufak ağzıyla,
“A a ne oluyor ayol?”
“Eve geliyorum bir tas yemek yok. Yemeğini de geçtim hiçbir işe yaradığın yok masrafsın lan bana. Boş masraf. Ya ben çok mu şey isti-“
Sabri, burada lafını kesti. Ne konuşuyordu ki hala? Anlamayacak biri için konuşmak ne ifade ederdi ki? Ya lafı çarpıtırlar ya da kandırırlardı. O an Sabri sadece şunu söyledi:
“Boşuyorum lan seni. Anana mı gidiyon babana mı gidiyon defol git. Nafaka falan da nah sana. Bunca yıl verdiğime say.”
Sabri bir an için “Çok mu ağır gittim?” diye düşünse de Yeter Hanım bütün çirkefliğiyle dırdıra başlamıştı:
“Ha hay! Hayvan herif! Asıl senin ne işe yaradığın var? Getirdiğin üç kuruş anca yetişiyoruz. Sen de erkeğim diye geçin! Selma'nın kocası gül gibi yaşatıyor be karıyı! Gül gibi!”
Sabri:
“Sen benim erkekliğime laf mı ediyorsun lan? Karı olaydın da bana destek çıksaydın! İliğim kurudu be iliğim! Seni mi besleyeyim? Evi mi geçindireyim? Turşu fıçısı gibi oldun!..”
“Çiroz herif. Sen kendi haline dön bak! Kemik tobası!..”
İşte en kötü kısım da buydu. Birbirlerine binbir hakaret edip, bağırdıktan sonra aynı yatağa mı gireceklerdi? Bu arsızlık biraz da gurursuzluk değil miydi?
Ertesi sabah Sabri yine işine gidecek, Yeter Hanım ise hayatına kaldığı yerden devam edecekti. Bir ömür böyle bitecekti...



Bunlar da İlginizi Çekebilir


İçgüdüler Ve Baskılama

Bu kitap Freud'un bir nevi makalelerinin toplamı gibidir. ▪️Bir insan sadist olma yoluna nasıl girebilir?

Daha Fazlasını Oku

Karısıyla, eviyle pek ilgili bir adam bu Kadri. Her akşam torbalar dolusu alışveriş yapıp gelir eve. Herkes onu eşine, yavrularına çok ilgili olarak bilir.

Daha Fazlasını Oku
Frida Kahlo'nun Hayatı

O kadınlarla da sırf bu yüzden beraber olmuştu. Diego'nun değdiği vücuda kendisi de dokunmak istiyordu. Çünkü Diego'nun eli değmişti...

Daha Fazlasını Oku